MİLET OKULU


Milet ırkların, dillerin ve dinlerin kesiştiği bir yerdir.
Milet Okulu, felsefe tarihinde hem felsefenin başlangıç evresini oluşturur
hem de doğa felsefesi olarak adlandırılan felsefi eğilimin öncüsüdür.
Okulun kurucusu Thales olup diğer ileri gelen filozofları, Aneksimenes ve Anaksimandros’dur.

Milet Okulu'nun üç filozofu da Aristoteles tarafından "Fizikçiler" olarak adlandırılmıştır.
Çünkü bu üç düşünür de yalnızca doğa ile ilgili konularla ilgilenmişlerdir.
Üçü de doğa olaylarını yine doğal nedenlere bağlı kalarak açıklamaya çalışmışlardır
.
Kuşkusuz ki bu filozoflar zaman zaman Tanrılardan da söz etmişlerdir. Onlar Tanrılar ile doğadaki yaratıcı ve yapıcı gücü anlamıştır. 
Anaksimenes ruhtan da söz etmiştir; fakat ondaki ruh anlayışı, yaşamı ayakta tutan "nefes"ten başkası değildir. 
Bu üç filozofta da din ve ahlak problemleri çok fazla yer almaz. 
Bunların yapıtları şiirsel değil, düz yazı biçimindedir.

Miletos Okuluyla birlikte Eski Yunan dünyasında mitos temelli düşünme biçimlerinden logos temelli, yani felsefe temelli düşünme biçimlerine doğru bir dönüşüm başlamıştır. 
Bu anlayış, doğanın doğa dışı unsurlarla değil, doğanın kendisinden hareketle açıklanması anlayışının filizlenmesi anlamına gelmektedir.

Milet Okulu Filozofları

- Thales kimdir?
- Anaksimandros kimdir?
- Anaksimenes kimdir?

Felsefe sözcüğü Arapça “Felasife” sözcüğünden gelir.
Araplarda bu sözcüğü yunanca philo (sevgi) sophia (bilgelik) yani bilgelik sevgisi anlamına gelen philosophia’dan uyarlamışlardır.
Felsefe terimi Thales’ten 100 yıl sonra ilk defa Pisagor tarafından kullanılmıştır.
Bununla birlikte filozof terimi asıl anlamını Platon ve Aristoteles ile birlikte kazanmıştır.
Aslında felsefe sözcüğünün tam karşılığı Antik Yunan’da philosophos’tur. Yani sevgi anlamına gelen philo sözcüğü ile bilgelik anlamına gelen sophos sözcüğünün Türkçede ki tam karşılığı “bilgelik sevgisi” ya da “bilgi sevgisi”dir. Felsefenin ilk düşünen insanlarla başladığı kesin olsa da sistemli hale getirildiği dönem Antik Yunan dönemidir. Dolayısıyla felsefe Antik Yunanda başlar demek doğru bir ifadedir.

THALES (BİLİMİN BABASI)
Felsefe yapma etkinliği bundan tam 2600 yıl önce yani MÖ 600’lerde aynı zamanda bir İyonya kenti olan Milet’te (Miletos-Bugünkü Aydın toprakları)’da yaşayan Thales ile başlamıştır.
O dönemde yapılan düşünsel etkinliklere felsefe denmiyordu bahsettiğimiz gibi Thales’ten 100 yıl sonra ilk defa Pisagor ve Pisagorcular söz konusu bu düşünsel etkinliğe felsefe ve kendilerine de filozof diyeceklerdir.
Tarihteki ilk filozoflar Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes’tir
bu üç filozof aynı zamanda ilk doğa filozoflarıdır
 ve bu üç filozof aynı zamanda doğa araştırmacısı anlamına gelen “physikoi” sözüylede anılır.

Her şey sudan meydana geldi!

Thales’in “her şey sudan meydana geldi” sözü hala Dünyanın en büyük sözlerinden biridir
bunun nedeni ilk defa ortaya konulan arkhe temasıdır.
Buradaki su sözcüğü her şeyin kaynağı olarak anlaşılmalıdır bütün evren su’dan meydana gelmiştir hayvanda güneşte yıldızlarda Ay’da. Her şeyin özü kaynağı sudur, her şey sudan meydana gelir ve suya döner Thales’e göre. Thales bu iddiasıyla felsefeye yeni bir bakış kazandırmış, inanç ya da dogmalar yoluyla değil materyalist ve maddeye bağlı düşünceyle her şeyin ilk nedenini açıklamaya çalışmıştır.
Çünkü artık her şey bir şeye bağlıdır ve fenomenler ne kadar ayrı gözükse de aynı yasalara bağolması sebebiyle esasen tek bir kaynağa bağlıdır. O kaynak arkhe’dir
Türkçesiyle arkhe ‘ilke’ demektir (Arkhe: Ana kaynak, başlanıç, ilk olan, herşeyin nedeni, tüm şeylerin kaynağı, her şeyin kendisinden çıktığı şey, töz, ana madde, var olmak için başka bir varlığa ihtiyaç duymayan asıl varlık).

Evrenin tözünü ilk defa efsanelerde, tanrılarda aramayıp akılla arayan Thales aynı zamanda Felsefede bilimde materyalist geleneği başlatmıştır
çünkü ilk defa arkhe’yi Tanrılara görünmez varlıklara değil onu doğrudan gözle görünür arkhe dediğimiz canlı maddeye yani suya bağlamıştır.
Artık bilimsel düşünce doğmuştur,
Thales’in iddia ettiği gibi her şey sudan meydana gelmemiştir desek bile artık onun yerine yeni bir arkhe koymalıyız demektir bu. Dolayısıyla Thales’i,
Thales yapan asıl neden her şeyin sudan meydana geldiği gibi muhteşem bir tespit bir yana her şeyin meydana geldiği tek bir şey yani arkhe iddasını çürütebilmek artık yalnızca deneylenebilir, yanlışlanabilir arkhe düşüncesiyle mümkün olacaktır.
Bu aynı zamanda onu pozitif bilimlerin kurucusu yapmıştır. Thales’e göre canlı varlıklar ile cansız varlıklar arasında bir fark yoktu hepsi aynı arkhe’den meydana geliyor ya da hepsi bir bütün olarak arkhe’yi oluşturuyordu yani hepsi canlıydı. 
Bu düşüncesinden ötürü bir gün Thales’e “Madem canlıyla cansız arasında fark yok neden ölü değilsin” diye sorduklarında “Çünkü arada fark yok” diyecekti.

Thales’e göre her şey birdir her şey bir şeyden meydana gelmiştir ve bu düşünceyle ilk defa mitolojileri bırakıp deneyi yapılabilir bilimsel bir arkhe ilkesi olarak “Her şey su’dan meydana geldi’ demiştir. Thales hiçbir yazılı eser bırakmamasına rağmen düşünceleri öğrencileri yoluyla ve daha sonradan gelecek Antik Yunan filozofları özellikle Aristoteles tarafından yayılacaktır. Thales aynı zamanda büyük bir matematikçidir
bunun yanı sıra geometri, astronomi ve coğrafya fizik gibi konulara hakimdi.
Thales’in buluşları bugün hala Matematik ve Geometri’de kullanılmaktadır o kadar ki Geometri’de “Thales teoremi” vardır.

Thales paraya değer vermezdi ancak insanların “Madem ki bilgesin o halde neden fakirsin’ tarzındaki yaklaşımları üzerine astronomi bilgisini kullanarak zeytin hasadının en verimli olacağı zamanı hesaplayıp kentteki zeytin preslerini önceden kiralayarak çok büyük paralar kazanarak aşırı zeka hastalığından muzdarip insanlara gerekli cevabı vermiştir. Bu olay için Aristoteles şu yorumu yapmıştır; “Filozoflar dilerlerse zengin olurlar ancak onlar için para önemsizdir”.

ANAKSİMANDROS (EVRENİN BABASI)
Thales’in arkhe’si olan su açıklamasını yetersiz bulan Anaksimandros, Thales’in, ‘herşey sudan meydana geldi ve suya dönüşecek, Dünya’da suyun üzerinde yüzüyor’ düşüncesini yetersiz bulmuştur. Çünkü eğer tepsi şeklindeki dünya su üzerinde yüzüyorsa bu su kütlesinin altında ne vardır ki bu suyu dökülmeden taşıyabilmekte ve bu sayede devranları döndürebilmektedir? Bir başka ifadeyle yeryüzünü su tutuyorsa, suyu ne tutmaktadır? Bu noktadan yola çıkan Anaksimandros su yerine bir madde koymayarak ve şaşırtıcı derecede doğru bir tahminle ‘Demek ki yeri tutan bir şeyde yok’ diyecektir. 
Ayrıca her akşam batıdan batan güneş nasıl olupta her sabah Doğu’dan tekrar doğabilmektedir? Bu tür sorgulamalara takılan Anaksimandros, Thales’in ‘su’ arkhesini yetersiz bulmuş ve dünyanın bir tepsi şeklinde değilde genişliği yüksekliğinin üç katı kadar olan bir silindir şeklinde olduğu düşüncesine ulaşmıştır. Farkettiğiniz gibi Anaksimandros, Dünyanın şeklini MÖ 600’lü yıllarda neredeyse doğru tahmin etmiş, geoit ve üst basıklık detaylarına kadar düşünmüş ve adeta Dünya neredeyse geoit şeklindedir demiştir.
Bununla da yetinmeyen Anaksimandros, Dünya’nın su üzerinde yüzmediğini, ne altında ne yanında bir dayanağı olmadan havada ve boşlukta durduğu gibi muhteşem bir tespit yapmakla kalmamış göklerin sabit durmadığını ve döndüğünü ifade ederek dünyanın boşlukta ve dönüyor olduğunu iddia eden ilk filozoftur.

Apeiron!
sınırsız/sonsuz/belirsiz/limitsiz
Arkhe olarak Thalesin ‘su’ hipotezini yetersiz bulan Anaksimandros’un arkhesi apeiron’dur. 
Apeiron, nicelik olarak sonsuz sınırsız bir maddedir ve aynı zamanda nitelik olarakta belirsiz bir maddedir. 
Su bildiğimiz bir maddedir oysa arkhe’nin bilinen bir madde olması imkansızdır, çünkü bilinen bir madde yani onu bilinebilir yapan şey sonlu olmasıdır biline bilirin karşıtı ise sınırlandırılmış maddedir. Dolayısıyla arkhe ‘su’ olamaz, sınırlı olamaz tam aksine arkhe sonsuz ve tükenmez bir şey olmalıdır. Su gibi nicel olarak sınırlı bir madde, tüm evreni meydana getiren sonsuz bir varlık kütlesi yani arkhe olamaz. Çünkü sıcak soğuğun karşıtıdır, katı suyun karşıtıdır arkhe ise karşıtı olan bir şey olamaz o olsa olsa bir kavram olmalıdır, tüm bu karşıtlı maddelerden daha derin bir kavram! Apeiron, metafizikçilere göre Tanrı’dır. Dinler’de apeiron’u tanrı olarak kabul ederler.

Canlılık sudan başladı ve denizden karaya çıktık!

Ayrıca Anaksimandros, evrim teorisinin de temellerini atan ilk kişidir çünkü o kendi felsefesiyle düşündükçe hayatın önce denizlerde başladığını ilk canlıların balık olduğunu, daha sonrasında deniz yatışınca ve dünya demlenince bu balıkların karaya çıktığını ve bu karaya çıkan balıkların zaman geçtikçe soluma yeteneği kazandığını ve böylece henüz insan formuna ulaşmasa da insanlığın atalarının karaya çıkarak ilk yaşamın başladığını ifade etmiştir. Kısacası Anaksimandros’un çağları aşan dehası, sadece biyoloji biliminde değil günümüzde fizik, astronomi biliminde de hayretle karşılanmaktadır. Hatırlayalım ki fizik bilimide günümüzde giderek apeiron ilkesine yaklaşmaktadır. Dünyamızın henüz yeni yeni keşfettiği bir çok bilgiyi 2600 yıl önce çok az bir gözlem yapma şansı olmasına ve kendisinden önce referans alacak hiçbir bilgi olmamasına rağmen dehasıyla farkeden ve bunu yazan kişidir Anaksimandros.

Thales bilimin kurucusuydu, ondan 15 yaş küçük çağdaşı Anaksimandros ise bilimi işleyen bir makineye dönüştüren kişiydi. Nasıl olupta bu iki dehanın aynı dönemde yan yana dünyaya geldiği ise bilinemez faktörlerden. Tam burada bu ilk filozofların aslında uzaylı oldukları ve insan suretinde dünyada bulunarak dünyayı kısa ömürlerinde bir anda binlerce yıl nasıl ileriye götürdüklerini iddia eden komplo teorilerini de hatırlamakta fayda var. Elbette bunlar komplo teorisi ancak düşününce gerçekten de bu büyük dehaların tarihin o upuzun döneminde aynı dönemde aynı yerde hayata gelmiş olmalarını planlı bulan komplo teorisyenlerine de kulak vermemek elde değil.

Tüm bu anlattıklarımızdan sonra Anaksimandros’un, bu korkunç doğruluktaki saptamalarıyla Thales’i aştığını da söyleyebiliriz. Bunlarla birlikte Anaksimandros, ilk dünya haritasını çizen kişidir ve gözümüze o küçücük bir ayna gibi görünen Güneş’in, Dünyadan en az 27 kat büyük olduğunu söylemiştir Anaksimandros. Bununla birlikte, günümüzde teori olarak ortaya atılan paralel evrenlerden de ilk bahseden kişidir.

ANAKSİMENES

Anaksimenes’te, Anaksimandros gibi arkhe olarak apeiron’u kabullenmişti ancak o da tıpkı Thales gibi arkhe’yi maddede bulmuş ve bu arkhe’ye ‘hava’ demişti. Yani soyut bir kavram olan apeiron’u somut olan hava’ya dönüştürmüştü. Bunu Anaksimandros’tan sonra bir gerileme sayabiliriz. Anaksimenes’e göre hava, su gibi değildir tüm boşlukları doldurur ve her yerde vardır. Her şey havadan gelir ve havaya döner. Havanın genişlemesi ve yoğunlaşması sonucunda ateş, su ve toprak meydana gelir. Anaksimenes, ruh kavramından bahseden ilk filozof dolayısıyla ruh kavramını felsefeye katan ilk filozoftur. Ona göre ruh ‘hava’dır. Maddeden oluşan insan vücuduna hayat veren şeydir. Nasıl ki, Evreni dolduran hava, evreni ayakta tutuyorsa tıpkı bu biçimde içimizdeki nefeste yani ruhta bize hayat verir. Yani, evrenin arkhesi ‘hava’ insanın arkhesi ‘ruh’tur. Ruh’ta, havadan meydana geldiği için tek başına hava, apeiron’un ta kendisidir.


Milet Okulunu özetlersek karşımıza şu içerik çıkacaktır:

Eski Yunan Düşüncesini temsil eden düşünürlerin her şeyin kaynağı (arkhe) nedir sorusuna verdikleri yanıtlar:

Miletos okuluyla beraber ortaya çıkan düşünme anlayışının temel kavramlarından biri Arkhe’dir. Arkhe, Aristoteles’in Metafizik adlı eserinde söz konusu edilmekte ve iki ana düzeyde değerlendirilmektedir.
Bunlardan birincisi her şeyin kendisinden meydana geldiği, türediği şey (arkhe) nedir?
İkincisi ise bu Arkhe’den tüm bir çokluk yani bileşik olanlar (suntheta) nasıl olup da meydana (genesis) gelmişlerdir. 

Arkhenin ne olduğuna ilişkin iki farklı yaklaşım sergilenmiştir.
Bunlardan birincisi, doğada bulunan varlıkların arkhe olduğuna yönelik yaklaşımdır.
Bu yaklaşım uyarınca arkhe; su, hava veya toprak, hava, su veya ateş’ten biri veya hepsi birlikte olarak düşünülmekteydi. Burada dikkate değer nokta, arkhe olarak değerlendirilen unsurun doğada bulunuyor olmasıdır.
Bu gelenek Thales’in Su’yu, Anaksimenes’in Hava’sı ve Empedokles’in Dört Element anlayışıyla sürdürülmüştür.
  
İkinci yaklaşıma göre ise arkhe, duyularla kavranamayan, doğada bulunmayan soyut varlıklardır. Bunların örnekleri;
Anaksimandros’un apeironu (belirsiz olan),
Parmenides’in küre şeklindeki Bir’i,
Pythagoras’ı n geometrik nesneleri-sayıları,
Demokritos’un duyularla algılanamayan Atoma’sıdır. 

İlk filozof olan Thales’in felsefi görüşlerinin ana noktaları

Eskiçağ Ege Medeniyetinde arkhe sorununun felsefe bakımından ilk ele alınışının örneğini Milet okulunun mensubu ve bu okulun kurucusu kabul edilen Thales’te görmekteyiz.
İlk filozof Thales, evrendeki tüm şeylerin sudan meydana geldiğini düşünmekte, suyu arkhe olarak belirlemekteydi.
Böylece evrendeki görünür çokluğu, tek bir ortak kökene indirgeyen ilk düşünür odur.

Üstelik evrendeki her şeyin kökeni olarak ortaya konan bu başlangıç (arkhe), mitoslarda olduğu gibi doğaüstü bir yapı değil, bizzat doğanın kendisinde bulunan bir unsurdur.

Öte yandan Thales, suya bir tür tanrısallık, canlılık, ruhsallık atfederek aslında mitoslardakinden daha rasyonel bir tanrısallık anlayışı önermiştir.
Bu düşünceye, canlı-maddecilik (hylozoizm) denmektedir.

Anaksimandros’un felsefi görüşleri

Thales’in öğrencisi Anaksimandros su gibi maddi bir yapı yerine, apeiron adı verilen, nicelik bakımından sınırsız/sonsuz, nitelik bakımından belirsiz bir yapıyı arkhe olarak belirlemiş, her şeyin ondan gelip ona döneceğini savunmuştur.
Anaksimandros’un, apeiron kavramıyla maddi özelliklerden arınmış, bu yüzden duyulara hitap etmeyen metafizik bir soyutlamaya eriştiği açıktır. 
Belki de her şeyin kendisinden meydana geldiği ilk kökenin, maddi özelliklerden bağışık olması gerektiğini düşünmekteydi.
Apeiron, sadece bir ilke olarak değil, aynı zamanda evrende hüküm süren zıtlar arası mücadelenin genel yasası gibi de düşünülmüştür.
Anaksimandros, evrende tek bir yasanın hüküm sürdüğünü ilk kez dile getirmiştir. Yasa, bir anlamda mitoslardaki kör kaderin (moira) yerini almıştır.

Anaksimenes’in felsefi görüşleri

Anaksimenes, apeiron gibi belirsiz bir yapının maddi evreni açıklamada güçlükler doğuracağını düşünmüş ama yine de apeiron kavramının içerdiği sonsuzluk düşüncesinden etkilenmiştir. Bu yüzden hem maddi ve belirli bir yapı olarak gördüğü hem de sınırsız/sonsuz olarak düşündüğü havayı, şeylerin arkhesi olarak belirlemiştir. Thales suyu, Anaksimandros apeironu arkhe olarak belirlemiş ama her şeyin sudan ya da apeirondan nasıl meydana geldiklerini açıkça ortaya koymamışlardı. Oysa Anaksimenes, havaya, genleşme ve yoğuşma şeklinde iki tür hareket atfederek diğer şeylerin arkheden nasıl meydana geldiklerini ilk kez açıklama çalışmış, böylece oluş sorununa ilk çözümü açıkça önermiştir. Buna göre hava genleştikçe ateşe yoğuştukça ateşe, toprağa, suya dönüşmektedir. Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes, sonraki Yunan düşünürlerinin büyük bir kısmını meşgul edecek olan bu iki temel sorunu, arkhe ve oluş sorununu ilk kez ortaya koymuş ve bu sorunlara ilk çözümleri önermiş olmaları bakımından son derece önemlidirler

Milet (Miletos) Okulu ve Arkhe Sorunu

Miletos Okulu, bugün Aydın ili sınırları içinde bulunan Miletos şehrinde etkinlik göstermiş bir felsefe okuludur. Bu okulun temsilcileri olan Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes, gösterdikleri düşünsel etkinlikle ve yöneldikleri sorunlarla felsefe tarihinin ilk filozofları olmuşlardır.

Milet Okulu ile beraber ortaya çıkan bu yeni düşünme anlayışının en temel kavramı kuşkusuz arkhe idi. Yunancada başlangıç, ilk, ana kaynak gibi anlamlara gelen arkhe kavramı Aristoteles’in "Metafizik" adlı eserinde de söz konusu edilmekte ve iki ana düzeyde değerlendirilmektedir. Bunlardan birincisi her şeyin kendisinden meydana geldiği, türediği şey (arkhe) nedir? İkincisi ise bu tek bir arkheden evrendeki bütün bu görünür çokluk, yani bileşik olan şeyler (suntheta) nasıl olup da meydana gelmişlerdir (genesis). Aristoteles’in Metafizik isimli eserinde ele aldığı arkhe kavramına ilişkin (bkz. Metafizik, 983-985b) iki farklı yaklaşım sergilenmiştir. Bunlardan birincisi, doğada bulunan varlıkların arkhe olduğuna yönelik yaklaşımdır. Bu yaklaşım uyarınca arkhe; toprak, su, hava ve ateşten herhangi biri veya bunların hepsi olarak düşünülmekteydi. Burada dikkate değer nokta, arkhe olarak değerlendirilen unsurun doğada bulunuyor olmasıdır. Bu gelenek Thales’in suyu, Anaksimenes’in havası ve Empedokles’in dört element (toprak, su, hava ve ateş) anlayışıyla sürdürülmüştür.

İkinci yaklaşıma göre ise arkhe, duyularla kavranamayan, doğada bulunmayan soyut varlıklardır. Bunların örnekleri; Anaksimandros’un apeironu (belirsiz olan), Parmenides’in küre şeklindeki Bir’i, Pythagoras’ın geometrik nesneleri ya da sayıları, Demokritos’un duyularla algılanamayan atoma kavramıdır. Eski Yunan düşüncesini temsil eden düşünürlerin ele alınmasında ve değerlendirilmesinde, bu düşünürler şu soruların birkaçı veya hepsine verdikleri yanıtlar doğrultusunda değerlendirilebilir ve sınıflandırılabilirler:

a. Her şeyin kaynağı (arkhe) nedir?
b. Bu kaynaktan diğer tüm şeyler nasıl meydana gelmişlerdir (genesis)?
c. Yerin (yani Dünya'nın) şekli ve evrendeki konumu nedir?
d. Gökteki varlıkların konumu ve evrendeki konumu nedir?
e. Doğa olayları ne şekilde açıklanmaktadır?
f. Dinî ve tanrısal konularla ilgili görüşleri nelerdir?

Mitostan logosa doğru gerçekleşen dönüşüm Aristoteles tarafından (bkz. Metafizik, 1091b4-10) şöyle anlatılmaktadır: “Ama gerçekte onların dünya kuralları-dünya yöneticisi değişiyor: Her şeyi mitsel bir damar içinde değil, kendi aralarındaki karışımdan ilk çıkan kuşak en iyi şeyleri yaptı diyor kimileri, yani Perecydes ve diğerleri” (Barnes, 1982: 60).


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

antik yunan filozofları listesi

Anadolu’da Doğmuş Eskiçağ Filozofları Listesi