2 ANAKSİMANDROS (Talesin talebesi) MÖ 610-543
Anaksimandros (Yunanca: Ἀναξίμανδρος) Miletos'da Sokrates öncesi dönemde yaşamış İyonlu bir filozoftur. Thales'in öğrencisidir. Aynı zamanda tarihsel kaynaklara göre öğretilerini kaleme almış ilk filozoftur ve eseri Grek dilinde düzyazı olarak kaleme alınmış ilk kitaptır. Ancak yazdıklarından sadece bir cümle günümüze ulaşmıştır. Onun buluşlarıyla ilgili birincil kayıtlar sonraki yazarların bize aktardıklarıdır. (Söz konusu tek cümlede su ve ateş gibi sözlerin ortaya çıkışı, haksızlıkların cezalandırdığı insan toplumundan elde edilen mecazlarla betimlenir. Örneğin ne sıcak ne de soğuk süreklidir, ikisi de aralarındaki dengeyi korumak için ödün verirler.)
O hem bir doğa filozofu hem de bir doğa araştırıcısıdır. Her iki alanda da çığır açmıştır. Bilime önderlik yapan ve evrene farklı gözle bakıp inceleyen ilk kişidir. Birçok kişi tarafından astronominin kurucusu sayılır ve ilk kez kozmoloji ya da dünya üzerinde sistematik felsefe görüşü geliştiren filozoftur. Felsefeye ‘arkhe’ terimini de ilk o getirmiştir.
Hayatı[değiştir | kaynağı değiştir]
Antikçağ tarihçisi Apollodor'a göre 42. Olimpiyatın 3. yılına denk gelen MÖ 610 da Miletos’da doğmuş ve 64 yaşındayken, 58. Olimpiyatın 2. yılına denk gelen 546 yılında da ölmüştür.
Diogenes Laertus’dan edindiğimiz bilgilere göre; Milesian okulunun kurucusu olan Thales’in öğrencisiydi. Başarıları Anaksimenes ve Pythagoras’ı da etkilemişti.
Teorileri[değiştir | kaynağı değiştir]
Aperion, Sonsuzluk[değiştir | kaynağı değiştir]
Miletos’lu diğer iki filozof gibi onun da temel sorunu, ilkenin (arkhe) özü sorunudur. Anaksimandros arkhe kavramıyla duyusal verili olanı aşarak hedefi belli olan bir yönde metafizik bir kavrama doğru ilk adımı atmaktadır. Arkhe olarak niçin ‘sonsuz’u (Apeiron) seçtiğini de bilmektedir. Çünkü sırf böyle bir kavram yaşam sürecinin sonsuza kadar devamını güven altına alabilir. Ona göre doğmak birmiş olmaktır,ölmek her şeyin ilkesine dönmektir ve dünyanın tanıdığı ya da tanıyacağı bütün varlıklar sonsuz sayıda olmuş ve olacaklardır. Apeiron tüm nesnelerin içinde nesne ile kaynaşmış bir şekilde bulunan ve mekansal olarak sınırsız yani tükenmez bir kaynaktır. Anaksimandros duyularımızla algılanamayacak kadar belirsiz olan Apeiron ile algılanan dünyanın dışında bir takım oluşların var olduğunu kabul eder. Anaksimandros'un Apeiron'u ile Platon'un idealarına giden yol açılmıştır.
Anaksimandros sonsuz’u nitel yönden homojen ama hala belirsiz bir madde yığını olarak düşünüyordu. Sonsuz kavramıyla sonsuz (sınırsız) maddeyi kastettiği zaman, bununla sırf madde ile gücün henüz birbirinden ayrılmadığını anlatmak istiyordu. Bu Dünyada olup bitenler Anaksimandros'a göre asla sona ermeyen harekete dayanmaktadır. Bu hareket ilkenin özüne ait olduğuna göre, ilke de özü vasıtasıyla olup bitenleri kavranabilir duruma getirecektir.
Önemli başka bir adımı da, ilkenin evrensel süreçteki etkisini tek tek tasarlama ve ancak ondan sonra kavranabilir duruma getirme denemsidir.
Evren bilimi[değiştir | kaynağı değiştir]
Evren'in sırf gözleme ve rasyonel düşünmeye dayalı meydana geliş öyküsünü ilk kez tasarlayan dünyamızın bir 'evren' yani planlı bir şekilde düzenlenmiş bir bütün olduğunu ilk kez o ifade etmiştir. Anaksimandros’un mitolojiyi kullanmadan evreni açıklamaya çalışması onu bu konuda kendinden önce yazan yazarlardan (Hesiodos) ayırır. Tarihe en büyük katkısı evren hakkında ve hayat hakkında yazdıklarıdır. Bu yüzden ‘evren’in babası’ olarak adlandırılır. Aynı zamanda astronomiyi de o icat etmiştir. Bilinen dünyanın bir haritasını çizmiştir. Ussal çıkarımlara önem veren bir düşünür olduğundan simetriye ağırlık vermiştir.
Sıcakla soğuğun önceden beri var olan doğuruşu nesnesi kozmosun meydana gelişinde ayrılmış ve bundan yeryüzü çevresindeki havayı bir ağacın kabuğu gibi saran bir alev kümesi meydana gelmiş, bu küre parçalanıp da bir takım daireler halinde toplandığı zaman güneş, ay ve yıldızlar onun yerini almışlar. Güneş'in çizdiği daire dünyanın 27 misli, ayınki de 19 misli imiş, en yukarıda güneş sonra ay en aşağıda yıldızlar çemberi bulunuyormuş.
Onun kuramındaki yenilik yerin şu ya da bu biçimde göklerde bir yerlerde asılı olduğu ya da bir yerden destek aldığı biçimindeki eski kanıyı reddetmesidir. Ona göre yeryüzü şekil bakımından silindir biçiminde, ve yüksekliği genişliğinin üçte biri kadardır. İki düz yüzeyden biri üzerinde biz yürüyoruz, öteki bunun karşısında bulunuyor ve yer evrenin merkezinde desteksiz bir konumda durmaktadır;çünkü herhangi bir yönde hareket etmesi için bir neden yoktur, bundan dolayı da hareketsizdir.
Meteorolojik düşünceleri[değiştir | kaynağı değiştir]
Bu ilk fizikçiyi öncelikle ilgilendiren konu meteora yani gökyüzündeki nesnelerdi. Meteora'yı ve depremi fizik yönünden ilk o açıklamıştır. Gök haritalarını çıkarırken geometriden ve matematiksel orandan yararlanmıştır. Gnomon’u (gök ölçüsü),ilk o bulmuş ve güneş saatinin yanına dikmiştir. Ayrıca ilk haritayı çizen bir 'sphaere' yani gökküresi planlayıp gerçekleştiren de yine o dur. Ama özellikle yeryüzünün boşlukta durduğunu keşfetmesi ve bunu matematiksel yönden açıklaması o gün için duyulmamış bir varsayımdır.
Thales, Mısır’a yaptığı bir ziyarette Nil boyunda çalışan kadastrocuların bazı geometrik kurallar kullandıklarını görmüş, bunun kaynağını sormuştu. Kaynak eskiydi ve ustadan çırağa geçen bir “zanaat” bilgisiydi. Bunlar arasında benzer üçgenler, Pisagor kuralı gibi hepimizin bildiği basit geometrik kurallar vardı. Mısırlı kadastrocular bunları her Nil selinden sonra tarlalarının sınırları tahrip olan insanların tarla sınırlarını baştan çizmek için kullanıyorlardı.
Thales’in dehası, bu kuralların ispat edilebilir kesin bilgiler olduğunu keşfetmesi, yani bunları geometrik teoremler haline getirerek “ispat” kavramını geliştirmiş olmasıdır. Bu şekilde Thales tanrıların yardımı olmadan insanın kesin bilgiye ulaşabileceğini gören ve bunu açık açık söyleyen bildiğimiz ilk insanoğlu olmuştur.
Bu keşfinin Thales’i çok heyecanlandırdığı, Miletos’a dönünce bunu arkadaşı Anaksimandros’a anlattığı söylenir. İki kafadar, doğa olaylarını da böyle dinden bağımsız olarak bilip bilemeyeceklerini düşünmeye başlamışlar. Bu düşüncelerinin temelinde din eleştirisi yatmaktadır: Zira tanrı Poseidon’a ne kadar kısrak kurban edilirse edilsin, depremler şehirleri yıkmaya, denizde fırtınalar gemileri batırmaya devam ediyordu; Zeus’a kaç tane boğa kurban edilirse edilsin, yıldırımlar can almaktan geri durmuyordu. Asklepios’a hediye edilen horozlar her hastanın iyileşmesini temin etmiyordu. Thales ve Anaksimandros dindeki bu keyfilikten rahatsız olmuşlardı. “Acaba” diyorlardı, “Şu içinde yaşadığımız dünyanın da geometri gibi akılcı bir açıklaması var mıdır?”.
– Peki Anaksimandros, senin bir önerin var mı?
– Evet. Bence dünyamız boşlukta duruyor.
– Neden?
– Çünkü, dünyanın boşlukta oraya veya buraya gitmek için bir nedeni yok. Bence dünya, kâinatın her yanına eşit uzaklıkta, onun için kımıldamıyor.
Sohbetin geneline baktığımız da Thales ve Anaksimandros’un felsefi görüşlerindeki farklılık göze çarpmakta. Thales, Dünya’mızın su üzerinde bulunduğunu düşünürken, Anaksimandros bu hipotezi çok basit bir soruyla çürütmüştür. “Eğer Dünya suyun üzerindeyse, su neyin üzerindedir? Suyun neyin üzerinde olduğunu bulduk, pekala o bulduğumuz şey neyin üzerindedir?”
Anaximandros, M.Ö. 610 ila 546 yılları arasında yaşamış olan ve Thales’ten sonraki ilk filozof olarak kabul edilen Antik Yunan filozofudur. Yani Anaksimandros, felsefe tarihinin ikinci filozofudur. Anaksimandros politikacı, astronom, haritacı ve matematikçi kimliğiyle ön plana çıkmış bir kişidir.
Anaksimandros da Thales gibi Miletlidir; fakat Thales’ten sonra gelen kuşaktandır. Anaksimandros önce Thales’in öğrencisi, sonra da ardılı (halefi) olmuştur.
Anaksimandros da Thales gibi, arkhe sorunu üzerinde durmuştur. O da var olanların kökeninin, ana maddenin ne olduğunu sorgulamıştır. Thales ilk maddeyi su ile, demek ki belli, bilinen bir madde ile bir tutmuştur. Anaksimandros’a göre ise bunu yapamayız; çünkü her belli, belirli şey sonlu ve sınırlıdır da. Yani karşıtı ile sınırlanmıştır: Sıcak soğuk ile, sıvı olan katı olanla, aydınlık karanlıkla v.b. sınırlanmıştır. Ona göre ilk maddenin sonsuz, tükenmez olması gerekir.
İyonya Okulu’nun ikinci filozofu ve Thales’in öğrencisi ve dostu olan Anaksimandros hakkında pek az şey bilinmektedir. Onun hayatıyla ilgili en önemli bilgi, rasyonel düşünce ve faaliyette yazılı geleneği başlatmış olmasıdır.
Buna göre, hiçbir şey yazmayan, yazılı bir şey bırakmayan Thales’ten farklı olarak, Anaksimandros varlıkla ilgili düşüncelerini ya da felsefi spekülasyonlarını kâğıda dökmüş ve bundan sonra bütün doğa filozoflarında bir örneğine rastlayacağımız “Peri Phusis [Doğa Üstüne]” adlı denemenin, günümüze doğallıkla erişmemiş ilk örneğini vermiştir.
ANAKSİMANDROS’TA BİLİM ve FELSEFE BAĞLANTISI
Anaksimandros’ta da Thales’te olduğu gibi bilimsel faaliyetle felsefi düşünce iç içe geçmiş durumdadır. Dolayısıyla, onda da felsefi görüşlerinden bağımsız olarak, azımsanamayacak ölçüde bir bilim faaliyetiyle karşılaşılmaktadır.
Anaksimandros Karadeniz’e açılan denizciler için bir harita yapmış, yine tarihte ilk kez olarak meskûn dünyanın bir levha üzerine resmini çizmiş, zamanı, düz bir taban üzerine yerleştirilen dik bir çubuğun günün çeşitli saatlerinde meydana getirdiği gölgelerin yerlerine ve uzunluklarına bakılarak belirleyen aygıt olarak “Güneş Saati”ni bulmuştur.
Anaksimandros, kozmolojisinde, dünyanın sanıldığı gibi, bir tepsi değil de genişliği yüksekliğinin üç katı olan bir silindir şeklinde olduğu sonucuna varmıştır. Biyolojide ise o, yaşamın denizlerde ve suda başladığını, insan da dahil olmak üzere, tüm canlıların önce denizlerde yaşamış olup karaya daha sonra çıktıklarını ortaya koyan bir evrim kuramı geliştirmiştir.
Eski Yunanların Karadeniz kolonilerinden biri olan Apollonia’nın kurucularından olan Anaksimandros, Akdeniz’i merkeze alan bir yer haritasının yanı sıra, Yunan dünyasında ilk gök haritalarından birini de çıkaran kişidir. Yine, astronomi alanında Eski Yunan dünyasındaki ilklerden olan ve o gün için büyük önem taşıyan dört önemli teorik ve pratik keşfi vardır.
Anaksimandros boşlukta hareketsiz olarak durmayı, dünyaya etki eden bütün güçlerin birbirlerini eşitlemesi sonucunda ortaya çıkan bir durum olarak tasarlar. Anaksimandros’a göre yeryüzünün evrenin merkezinde hareketsiz olarak durmasının yanı sıra dünya çevresindeki yıldızlar ve öteki gök cisimlerinin yapısını ve oluşma biçimlerini de açıklamağa çalışmıştır.

Anaksimandros
Anaksimandros’a göre yıldızlar, etrafı kabukla örtülmüş olan ve içinde ateş bulunan bir çemberler sisteminin çatlaklarından sızan ışıklardan oluşmaktadır. Bu çemberlerdeki çatlakların büyüyüp küçülmesiyle de Ay’ın değişik hâlleri ortaya çıkmaktadır.
Yunan dünyasına astronomi alanında getirdiği bu yeni fikirlerden başka Anaksimandros’un diğer bir özgün yanı ‘sonsuz dünyalar’ fikrini ortaya atmış olmasıdır. Aynı zamanda bir tanrısallığa da sahip olan Apeiron’dan içinde yaşadığımız dünyanın da bulunduğu, eş zamanlı mı yoksa ardışık olarak mı varoldukları belirsiz kalan sonsuz bir evrenler çokluğunun bulunduğundan da söz etmektedir (Kranz, 1948: 38-40).
Astronomi ağırlıklı olan bu çığır açıcı görüşlerinin yanı sıra, Anaksimandros canlılar ile insanın ortaya çıkışı ve gelişimiyle ilgili olarak da ilk evrimci yaklaşım olarak nitelenebilecek bir anlayışı öne sürmüştür. Bu anlayışa göre nemlilikte başlayan canlılık gittikçe daha karmaşık organizmaların ortaya çıkmasıyla neticelenerek sulardan karalara doğru gelişen bir evrimle insan ortaya çıkmıştır (Kranz, 1948: 40).
ANAKSİMANDROS’UN ARKHE ANLAYIŞI
“Sonsuz” kavramını ilkin açık olarak belirleyip bunu maddeye yükleyen Anaksimandros olmuştur. Ancak, Anaksimandros ana maddeye yalnız sonsuzluk niteliğini yüklemekle kalmamış, daha da ileri giderek “Arkhe yalnız sonsuz değildir, sonsuz olandır da; çünkü ona, kendine daha yakın olan başka bir belirlenim yüklenemez.” demiştir.
Thales ilk maddeyi su ile, demek ki belli, bilinen bir madde ile bir tutmuştur. Anaksimandros’a göre ise bunu yapamayız; çünkü her belli, belirli şey sonlu ve sınırlıdır da. Yani karşıtı ile sınırlanmıştır: Sıcak soğuk ile, sıvı olan katı olanla, aydınlık karanlıkla v.b. sınırlanmıştır.
Her belli olan, dolayısıyla sonlu ve sınırlı olan şey, meydana gelmiş olan bir şeydir –sıcak soğuktan, sıvı katıdan oluşur– ve yeniden karşıtına döner. Böylece, birbirinin karşıtı olan şeylerden biri, öteki karşısında zaman zaman ağır basar; bu da bunların içinden çıktıkları sonsuz ana madde içinde yeniden arınmalarına kadar sürer.
Apeiron anlayışından Anaksimandros çok özgün bir doğa görüşü geliştirmiştir: Apeiron’dan önce sıcak ile soğuk oluşmuştur. Sıcak, başlangıçta soğuk ve karanlık olanı (biçimlendirmekte olan yeri) bir alev küresi olarak bir kabuk gibi sarmıştı.
Soğuk’tan iki karşıt: katı ile sıvı doğmuştur. Sıvı’dan, yeri çevreleyen alev küresinin sıcaklığı yüzünden, buğular yükselip alev küresini halkalara, ateşle dolu olan hava tekerleklerine bölmüşlerdir. Bu tekerlekler de birtakım deliklerin – güneş, ay – alevler saçarlar. Böylece hava (buğu) ile ateşin birleşmesinden gök meydana gelmiştir.
Yer tepsi biçiminde değil, bir silindir, yuvarlak bir sütün biçimindedir ve boşlukta serbest olarak durur; gök de yerin etrafında döner.
Anaksimandros’un bu açıklamalarından açıkça şunu görüyoruz: Doğal karşılaştığımız çeşitli ve karmaşık olayları, burada tek, yalın bir temele bağlamak denemesi yapılmaktadır. Anaksimandros’u tam bir düşünür yapan da budur; bu yalınlaştırıcı açıklama denemesi, onun gerçekteki çokluğu düşüncede bir birliğe bağlamak istemesidir.
Anaksimandros’un Yeryüzü Merkezli Evren Anlayış
Antik Yunan filozofu Miletli Anaksimandros (y. MÖ 510-450), yeryüzü merkezli evren teorisinin kurucu babalarından sayılır. Ama elbette, o ve çoğu çağdaşının inandığı üzere, yeryüzü uzaydaki şeylerin merkezindeyse o zaman akla hemen bir soru gelir: Onu sıkı bir biçimde yerinde sabit tutan şey nedir?
Hemen aklımıza ilk gelen yanıtı eski bir Kızılderili teorisinde buluruz: “Dünya büyük bir kozmik filin sırtına yaslanmıştır.” Peki ya bu fil nereden destek almaktadır? Bazılarının iddiasına göre, fil bir kaplumbağanın üzerinde, kaplumbağa da bir timsahın sırtında durmaktadır. Anaksimandros bu tür çözümleri reddeder ve bu duruma farklı bir açıklama getirecektir.
Aristoteles bu konuda şöyle konuşmaktadır: “Anaksimandros gibi, yeryüzünün dengesinden dolayı sabit durduğunu söyleyenler vardır; çünkü merkezde yerleşmiş ve uçlara da eşit uzaklıkta duran yeryüzü zerre kadar aşağıya, yukarıya ya da kenarlara oynamaz ve onun aynı zamanda zıt yönlere hareket etmesi de mümkün değildir; dolayısıyla o, mecburen sabit durur.”
Anaksimandros’un bu çözümü, Antik Yunan felsefesi üzerinde çok büyük ve köklü bir etkisi olan ve o zamandan beri, adeta, yeterli neden ilkesi olarak bilinegelen bir fikri eksen almıştır. Buradaki temel fikir şudur: Evren rasyonel bir yerdir ve her ne biçimde olursa olsun varlığının bir nedeni olacaktır. Öyle rastgele mekanik bir çözüm ortaya atmak yerine, Anaksimandros bu rasyonel ilkeye işlerlik kazandırmıştır. Eğer evren etkili bir biçimde simetrikse, o zaman aşağıya değil de yukarıya, sola değil de sağa gitmek için ayrı bir neden ya da açıklama gerekmez. Dolayısıyla merkezi olarak yerleşik bir nesne mecburen yerinde kalır; fiziksel mekanizmalar yüzünden değil, şeylerin rasyonel simetrisi nedeniyle olduğu yerde sabit duracaktır.
Bu bağlamda denilebilir ki şeylerin açıklanması mekanik olmak zorunda değildir; kurallar, yasalar ve pratikler de aynı işi görür. Görüleceği gibi, bizatihi açıklamanın doğasını anlamak bakımından ileriye doğru atılmış önemli bir adımdır bu. Söz konusu hamle, doğanın özelliklerini nedensel mekanizmalar yoluyla değil de nedensel olmayan ama yine de rasyonel olarak ikna edici başka açıklayıcı ilkeler yoluyla anlama ihtimaline dayanmaktadır.
Apeiron Nedir, Ne Demektir?
Apeiron, Anaksimandros’a göre arkhe, yani varlığın ilk nedenidir. Anaksimandros’un temel sorunu da dönemdaşları gibi ilkenin özü (arkhe) sorunudur.
Anaksimandros arkhe kavramıyla duygusal verili olanı aşarak hedefi belli olan bir yönde metafizik bir kavrama doğru ilk adımı atmaktadır. O arkhe olarak ‘sonsuz’u yani Apeiron’u seçmiştir. Çünkü sırf böyle bir kavram yaşam sürecinin sonsuza kadar devamını güven altına alabilir.
Ona göre doğmak, birlik olmaktır; ölmek, her şeyin ilkesine dönmektir ve dünyanın tanıdığı ya da tanıyacağı bütün varlıklar sonsuz sayıda olmuş ve olacaklardır.
Anaksimandros sonsuz’u nitel yönden homojen ama hâlâ belirsiz bir madde yığını olarak düşünüyordu. Sonsuz kavramıyla sonsuz (sınırsız) maddeyi kastettiği zaman, bununla sırf madde ile gücün henüz birbirinden ayrılmadığını anlatmak istiyordu.
Bu dünyada olup bitenler Anaksimandros’a göre asla sona ermeyen harekete dayanmaktadır. Bu hareket ilkenin özüne ait olduğuna göre, ilke de özü vasıtasıyla olup bitenleri kavranabilir duruma getirecektir. Önemli başka bir adımı da ilkenin evrensel süreçteki etkisini tek tek tasarlama ve ancak ondan sonra kavranabilir duruma getirme denemesidir.
APEİRON NEDİR?
Aperion birinci anlamda sınırsızlıktır.
Apeiron sözcüğünün kökü olan “peras”, “sınır” anlamına gelmektedir. A, olumsuzluk ön ekidir. Bu bir okyanusa benzetilen bir sınırsızlıktır. Yani mekânca sınırsızlık, bütün her yeri kaplıyormuş gibi görünür. Bu aynı zamanda nicelik olarak da sınırsızlıktır.
Aperion, öyle bir şey ki bütün nesne ve niteliklerin kendisinin içinde toplandığı bir belirsizliktir. Aperion’un en önemli noktası belirsiz olmasıdır. Çünkü bütün nitelikler ve nesneler onda birleşmiştir.
Görünen dünyanın ve ondaki değişmenin açıklanmasına yönelik olarak varlığın aslının esasının ne olduğu ve bu kaynaktan bütün var olanların nasıl meydana geldiğini Anaksimandros, Apeiron kavramını temele alarak açıklamağı denemiştir.
Anaksimandros’a göre bütün var olanlar Apeiron’dan meydana gelmişler ve yine zorunlu olarak Apeiron’a geri döneceklerdir. Apeiron yaşlanmayacak olan ve doğmamış olan bir şey olarak tasavvur edilmesiyle asıl gerçeklik olarak, var olanlar ise geçici olmalarıyla ‘bir süreliğine’ var olmuş olanlar olarak yani görünüş olarak düşünülmüşlerdir.
Temel madde olarak “sınırsız” olan, kökensiz, yok edilemezdir ve onun hareketi de sonsuzdur. Bu hareketin sonucuysa var olanların “ayrışması” ve ortaya çıkmasıdır.
Apeiron’dan ilkin Sıcak ile Soğuk ayrışır; bu ikisinden de nemli olan ayrışır; bundan dünya ile hava ve küresel bir dolgu gibi dünyayı çevreleyen ateş çemberi meydana gelmiştir (Zeller, 1980: 29).
Anaksimandros, apeiron kavramını doğrudan, belli birtakım niteliklerini vererek tanımlamak yerine, dolaylı yolla ne olduğunu değil, fakat daha çok ne olmadığını ortaya koyan negatif bir tanımlamayla belirlemeye çalışır
. Apeiron kavramı bir yönüyle ‘sınırsız’, diğer yönüyle ‘belirsiz’ kavramlarıyla karşılanabilir. Apeiron’un sınırsız olması, içerisinde yaşadığımız dünyadaki bütün tek tek var olanların kendisinden meydana gelmiş olduğu ve hâlen var olanların kendisine geri döneceği düşünüldüğünde bütün bu var olanları ve gelecekte var olacak olanları da içinde barındırabiliyor olması anlamındadır.
Bu konumuyla apeiron adeta var oluşa gelecek olanların ve var oluştan kalkacak olanların kendisinde saklandığı ve saklanacağı bir ‘depo’ işlevindedir.
Apeiron’un belirsiz olmasıysa belirli niteliklere sahip olan tek tek var olanların aksine, bir niteliği ya da belirlenimi bulundurmaması, belirlenim dışı olmasıdır.
Anaksimandros’a göre toprak, hava, su veya ateşin hepsi birlikte yahut herhangi birisi ‘apeiron’ olmadığı gibi bunların sahip olduğu sınırlı nitelikler de apeironda bulunmaz (Cornford, 1957: 147).
Yine bu temel düşünceden hareketle bütün evrene hâkim olan, söz konusu var olma ve kaynağa geri dönmenin nedeni olarak ise ahlaki bir ilke öne sürülmektedir.
Bu ilkeye göre her şeyi, içerisinde biçim almamış, somut olarak var olmayan tarzında barındıran apeiron, var olmak, yani somut var olanlar olmak isteyenlere engel olmamakta fakat var olmanın bedeli olarak da yok olmayı yani apeirona geri dönmeyi şart koşmaktadır. Nietzsche’nin yorumuyla ‘Her varolan mutlaka yok olmayı tadacaktır.’ (Nietzsche, 1985: 38- 41).
Burada var olma, bir biçim alarak içerisinde yaşadığımız gerçeklik alanına ‘çıkma’ olarak tasavvur edilmektedir. Var olanların var olmasını, yani apeiron’dan ayrılarak dünyada olmalarını şekil alma olarak var olma süreciniyse zıtlıklara dayanan kademeli bir oluş olarak ele almak mümkündür.
Apeirondan ilkin soğuk ile sıcak, ardından kuru ile yaş, ardından da bunların çeşitli birleşmeleriyle de diğer bütün var olanlar meydana gelmektedir. Apeiron’da bütün var olanların ilkin şekilsiz olarak var olmalar ve bütün var olanların Apeiron’dan çıkıp yeniden Apeiron’a geri dönecek olmaları onun hem nitelik anlamında belirsiz hem de nicelik anlamında sınırsız olduğunu düşündürmekte, aynı biçimde ‘zamanın düzenlenişi’ olarak bütün oluşa ve yok oluşa hakim olan bir yasalılığın varlığını ortaya koymaktadır.
ANAKSİMANDROS ve MİLET OKULU
MiletAnaksimandros (M.Ö. 610 – 545) Yunan felsefesinin başlangıcında yaşamış olan ikinci düşünürdür.
Anaksimandros ile felsefe ileri bir adım atmıştır. Aristoteles’in anlattığına bakılırsa, Anaksimandros Thales’in öğrencisidir. Aristoteles, Anaksimandros’un eserini görmüş ve bu eseri inceleme imkânı bulmuştur. Anaksimandros’un coğrafyaya aşırı ilgi duyduğunu, dünya ve gökyüzünün haritasını yapmayı denediğini, dünyanın büyüklüğünü ve yer ile gök arasındaki uzaklığı belirlemeye çalıştığını bilmekteyiz. Bunun için, Anaksimandros’un yapıtına “Doğaya Dair” adını vermesini çok haklıdır. Çünkü onun öğrenmek istediği doğanın kendisidir.
Anaksimandros ile Babillilerin doğa görüşleri arasındaki farklılığa özellikle dikkat etmek gerekir. Babilliler kuşkusuz mükemmel astronom idiler. Güneş ve ay tutulmalarına ait çizelgeleri çok dikkatli gözlem ve hesaplar sonunda düzenlemişlerdir. Fakat Babilliler hiçbir zaman evrenin yapısı ve biçimi ile ilgili bir görüş elde etmeye çaba göstermediler. Gözlem ve hesap konusunda Babilli astronomlar kesinlikle Yunanlılardan çok ilerideydiler. Ancak Yunanlara göre eksiklikleri ve yetersiz kalışları; bu gözlem ve hesaplardan evrene ait bir görüş çıkarmamaları ve bunlardan yararlanma yoluna gitmemiş olmalarıdır. Oysa Yunanlar sürekli olarak evren konusunda somut ve canlı bir görüş elde etmeye çalışmışlardır. Yunan düşünüşünün özelliği de burada gizlidir. Babillilerde matematik bilgisi yalnızca bir hesap olarak kalmış olmasına rağmen, Yunanlılarda matematik bilgisi geometri biçimine dönüşmüştür.
Bu konuda Yunanlılar kuşkusuz Mısırlılardan çok yararlanmışlardır. Ancak Mısırlılarda geometri pratik gereksinimlere bağlı olan bir teknik olmaktan öteye gidememiştir. Oysa Yunanlılar geometriyi teorik bir bilim haline getirmişlerdir.
Anaksimandros’un felsefesine ait bilgileri Aristoteles’ten öğreniyoruz. Thales her şeyin temeline “su”yu, okyanusu koymuştur. Onun bu düşüncesinde, kuşkusuz denizin büyüklüğü ve uçsuz bucaksız olması önemli rol oynamıştır. Okyanus sonsuz ve sınırsız olduğundan sonsuz sayıda yeni varlıklar yaratma gücüne sahiptir. Anaksimandros okyanusun bu özelliğini ele alıyor ve özellikle bu niteliğinden yararlanıyor. Her şeyin başlangıcında bitmez tükenmez sınırsız bir şeyin, “Apeiron”un bulunması gerekir. Her şeyin kendisinden çıktığı temel madde, hiçbir zaman soyut bir şey olarak düşünülmemelidir; onun tek bir özelliği vardır: Sonsuz ve sınırsız olması.
Anaksimandros’un bu görüşü bir başka görüş ile ilgidir: Spinoza’ya göre bir şeyi tam olarak belirlemek istersek, sürekli bu şeyin olumsuzu ile karşılaşırız. Bu durumu somut bir örnekle açıklayalım. Bir şeye kırmızıdır derken, bu şeyi yeşilden ve sarıdan ayırmış oluruz. Bir şeyin sıcak olduğunu söylemek, onun soğuk olmadığını da söylemek demektir. Sonuç olarak, bir şeyi belirlemeye kalkıştığımızda karşımıza sürekli olarak onun karşıtı çıkar. Bu şeyin olumsuz olarak da belirlenmesi gerekir. Bir başka deyişle; her nitelik zorunlu olarak karşıtı bir niteliğin de varlığını gerekli kılar. Yani bir şeyin var olabilmesi için bunun karşıtının da var olması gerekir. Anaksimandros felsefesinin kaynağını işte bu görüş oluşturur. Ona göre: Suyun var olması için mutlaka kara parçasının da var olması gerekir. Çünkü bunlar karşıttırlar. Bu nedenledir ki her şeyin başlangıcında var olan temel maddenin sonsuz olması gerekir. Aksi halde bu temel mad-denin kendisi de bir nitelik olarak kalır ve her nitelik gibi onun da bir karşıtı bulunur. Anaksimandros’a Apeiron’u ana madde olarak kabul ettiren, bu türden soyut düşünceler olmuştur.
Çeşitli maddelerin Apeiron’dan nasıl meydana geldiğini de Anaksimandros açıklamak durumundadır. Ona göre: Tek tek şeylerin meydana gelmesi için Apeiron o şeylerin karşıtlarına bölünür. Bu bölünme olayından önce karanlık ile soğuk olanlar ve aydınlık ile sıcak olanlar ayrılmıştır. Toprak karanlık ve soğuk, hava aydınlık ve sıcaktır. Anaksimandros’a göre dünya evrenin merkezindedir. Dünya durgun ve düz olmayıp, eni boyundan daha büyük olan bir silindir biçimindedir. Hava boşluğunda hiçbir şeye dayanmaksızın yüzer. Evrenin merkezini oluşturan şeyin hiçbir şeye dayanmaması gerektir.
Aristoteles Anaksimandros’u fizikçilerden saymakta, onu eski din bilimcilerin karşıtı bir düşünür olarak benimsemekte haklıdır. Anaksimandros’un yapıtlarından pek azı bize ulaşmıştır. Yine de onun evren konusundaki görüşünün deneye dayandığını düşünmek mümkündür. Onun evren görüşü içinde eski dini düşüncelerden hemen hiçbir iz yoktur. Dünyanın haritası ile birlikte gökyüzü biçiminin bir modelini yapmaya çalışan Anaksimandros aynı zamanda ilk kez şimşeğin, yer sarsıntılarının, ay ve güneş tutulmalarının nedenlerini de bulmaya çalışmıştır. Onun zamanına kadar şimşek, Tanrı tarafından fırlatılıp atılan bir silah, yer sarsıntısı ise Tanrının kızmasıyla oluşan bir cezalandırma olarak algılanıyordu. Ay ve güneş ise birer Tanrı olarak kabul görüyordu.
Anaksimandros güneşi, ayı ve yıldızları havanın sıkışmasından oluşan, içleri ateş ile dolu birer tekerlek olarak düşünmüştür. Bu hava tekerleklerinde içinden ışık ve ateş fışkıran, delikler bulunur. Bu delikler tıkandığı zamanlarda güneş ve ay tutulmaları olur. Anaksimandros’un bu görüşü basit ve ilkel düşünüştür. Ancak doğa olaylarını bilimsel olarak açıklamak açısından ileri bir adım sayılır, çünkü bu düşünceye mitoloji hiç mi hiç karıştırılmamıştır. Bir silindir gibi olan ve hava boşluğunda hiçbir şeye dayanmaksızın özgürce yüzen dünya, başlangıcında tümüyle sularla kaplıydı. Bu düşünceden hareketle Anaksimandros bir sonuca ulaşır: Başlangıçta tüm yaratıklar, suda yaşayan varlıklardı. Sonradan suların çekilmesi, kara parçalarının oluşması ile bu sularda yaşayan yaratıklar karada yaşayan canlılar biçiminde değişim geçirdi. Bu teori, evrim teorisinin ilki ya da başlangıcı sayılabilir. Nitekim Anaksimandros’a göre insan başlangıcında bu suda yaşayan hayvanlara dönüştürülebilir. İnsanın tüm öteki hayvanlara göre en son gelişimde ortaya çıkmış olması, evrimin en son yara-tığı olduğunun kanıtı sayılmalıdır. Görüldüğü gibi bu düşünce dini bir düşünüşten tümüyle farklıdır, bunun içindir ki, haklı olarak, bilimsel düşünüşün başlangıcı sayılabilir.
Anaksimandros’un metafizik düşüncelerine gelince, bunlar arasında özellikle iki tanesi önemlidir: Birincisi, her şeyin başlangıcında sonsuz olan bir şey, Apeiron vardır. İkincisi, bu Apeiron belirli bir şey, belirli bir madde olamaz. Çünkü bu belirli şey olursa, zorunlu olarak karşıtının da olmasını gerektirir. Bunun içindir ki başlangıçta, tüm niteliklerden arınmış bir şey vardır. Ancak sonraları bu belirli ol-mayan şeyden zıtlar halinde tüm varlıklar ve nitelikler oluşmuştur. O bu düşünceleriyle, oluş halinde bir evren kavramı elde etmek istemiştir. Evrenin bu oluş aşamasında ilk basamak; karanlık ile soğuk olanın ve aydınlık ile sıcak olanın ayrılmasıdır. Anaksimandros’un karanlık ve soğuk dediği şey toprak, aydınlık ve sıcak dediği şey havadır. Karanlık ve soğuk olan toprak, aydınlık ve sıcak olan hava ile çepeçevre kuşatılmıştır. Bunun içindir ki dünya evrenin merkezinde yer alır ve bir ateş küresi ile kuşatılmıştır. Dünya üzerindeki toprak ve su sonradan birbirinden ayrılmıştır.
Sulardan yayılan buharlar dünyayı kuşatan ateş küresine de sokulmaya olanak bulur ve böylece onu çeşitli parçalara böler. Gökteki cisimler böylece oluşurlar. Anaksimandros’un bu düşüncelerine, kendisinden günümüze kadar ulaşan bir yazıtta bulunan görüşlerini de eklemeliyiz. Apeiron’un oluşturduğu her şey günün birinde yok olmak zorundadır. Ancak bazı varlıkların Apeiron’dan oluştuktan sonra yok olmaları belirli bir yasaya göredir. Anaksimandros bu görüşünü açıklamak için devletin yapısıyla ilgili dikkat çekici bir karşılaştırma yapmıştır: Suç işleyen biri ceza görür, çünkü devletin yasaları bunu böyle belirlemiştir. Nasıl devlette yasalar varsa, evrenin de bir yasası vardır. Evrende var olmuş ne varsa hepsi yok olur ve Apeiron’a zorunlu olarak yeniden geri döner. Evren düzenli bir bütündür. Bu kozmos’da zorunlu olan yasa, Apeiron’dan oluşan her şeyin yine Apeiron’a geri dönmek zorunda olmasıdır. Anaksimandros’un felsefesi, aslında bir fiziktir. Onu öncelikle ilgilendiren şeyler fizik ve astronomi problemleri olmuştur. Aynı ilgiyi Aristoteles’in Milet okulunun üçüncü önemli düşünürü olarak sunduğu Anaksimenes’te de görüyoruz.

Yorumlar
Yorum Gönder