1 TALES
Thales, Sokrates öncesi dönemde yaşamış olan ve ilk filozof ya da ilk bilge olarak bilinen Antik Yunan düşünürüdür. Thales Miletos ya da İyonya Okulu’nun kurucusu, düşünce tarihinin ilk filozofudur.
“Yedi Bilge” olarak bilinen ve Antik Yunan uygarlığının altın çağı olan M.Ö. 7. ve 6. yüzyıllara damgasını vurmuş yedi filozof arasında da adı geçen Thales’in M.Ö. 6. yüzyılın ilk yarısında yaşamış olduğu sanılmaktadır.
Thales, bu döneme özgü bilim adamı – filozof tipinin seçkin bir temsilcisidir. Onun özellikle matematik ve astronomi alanında önemli çalışmalar yaptığı kabul edilir. Bilimsel faaliyetleri bir yana, Thales’in felsefi anlamda esas önem taşıyan yanı, onun “Neyin gerçekten var olduğu” sorusu üzerinde düşünmüş olmasından kaynaklanır.
Doğada var olan şeylerin bir listesini yapmayı amaçlamayıp şeylerin varlığa gelmeleri ve daha sonra da yok olup gitmeleri olgusundan etkilendiği için kalıcı bir gerçekliği bulmaya çalışan Thales, görünüş-gerçeklik, çokluk-birlik ayrımı yaparak varlığa önce gelip sonra giden, sürekli değişme halindeki şeylerin ya da fenomenlerin gerçek olamayacağı sonucuna varmıştır.
Başka bir deyişle, “neyin gerçekten var olduğu” sorusunu yanıtlamanın yegâne yolu, onun gözünde birlik ile çokluk ya da görünüş ile gerçeklik arasındaki ilişkiyi doyurucu bir biçimde ifade edebilmekten geçmiştir.
O, buna göre, gözle görünen bireysel varlıkların ve değişmelerin oluşturduğu kaosun, çokluğun gerisinde akılla anlaşılabilir, kalıcı ve sürekli bir gerçekliğin var olduğuna inanmıştır. Thales, çokluğun kendisinden türediği, çeşitliliğin gerisindeki bu birliğin “su” olduğunu öne sürmekteydi.
Thales’in, günümüz Türkiye’sinin kıyılarındaki Miletos‘ta doğduğunu ve yaşadığını biliyoruz, ancak yaşamı hakkında çok az bilgiye sahibiz. Kendisinden geriye hiçbir yazılı belge kalmamıştır, ama ilk Yunan düşünürlerinin en önemlilerinden biri olduğuna dair ününün haksız olmadığı anlaşılmaktadır.
Adı bazı ayrıntılarla birlikte hem Aristoteles hem de antik Yunan filozoflarının 3. yüzyılda yaşamış biyografi yazarı Diogenes Laertios’a ait kaynaklarda geçmektedir.
Anekdotlardan oluşan kanıtlara göre Thales bir filozof olmanın dışında politikayla da yakından ilgiliydi ve aynı zamanda çok başarılı bir iş adamıydı. Doğu Akdeniz’de sık sık seyahatlere çıktığı ve Mısır’ı ziyaret ettiği sırada çıkarımsal akıl yürütme sisteminin temelini oluşturan pratik geometriyi öğrendiği sanılmaktadır.
Ancak Thales bütün bunlardan önce bir öğretmendir; Miletos Felsefe Okulu’nun ilk hocalarındandır. Öğrencisi Anaksimandros onun bilimsel teorilerini ilerletmiş ve sonradan genç matematikçi Pisagor‘a hocalık yaptığı sanılan Anaksimenes‘in öğretmeni olmuştur.
Thales’in hayatı, kişiliği ve felsefe görüşleri hakkındaki bilgilerimiz doğrudan değil, dolaylı kaynaklardaki aktarımlara dayanır. Bu dolaylı aktarımların her birinde Thales’in hayatı, kişiliği ve felsefesi hakkında birçok rivayet vardır. Fenikeli olan Thales’in MÖ 624 ile MÖ 548-545 yılları arasında Miletos tiranı Thrasybulos zamanında yaşadığı ve yaşadığı şehrin iyi bir ailesine mensup olduğu belirtilir (Diogenes Laertius, 2004: I. 38).
Platon’un Theaitetos adlı diyalogundaki anlatıma bakarsak yıldızları incelerken önünü göremeyerek bir kuyuya düşmesi ve bu yüzden bir hizmetçiye alay konusu olmasıyla Thales, varolanların gerçek özünü araştırırken yaşama çevresinden kopan filozof örneğinin bir temsilcisi olarak karşımıza çıkar (Theaitetos, 174a-174b).
Öte yandan, Aristoteles’in bir anlatımına göre Thales, gök olaylarını takip ederek bundan zeytincilik alanında ticari kârlar elde edebilen bir kişilik olarak betimlenmektedir (Aristoteles, 1990: 25).
Yine, Herodotos’un aktardıklarına göre Thales; denizcilik astronomisiyle ilgilenen, gök olaylarını yakından takip eden ve güneş tutulmasını önceden hesaplayabilen iyi bir gök bilimcidir (Herodotos, 1991: I. 74).
Savaş zamanında bir nehrin aşılması konusunda nehrin kanallarla ikiye bölünerek su seviyesinin düşürülmesini önermek gibi pratik çözümler üretebilen bir mühendis, (Herodotos: 1991. I. 75) denizdeki gemilerin arasındaki mesafeyi ölçmek için matematiksel yöntem geliştiren bir matematikçi, (Barnes, 1982: 13) aynı zamanda da İyonyalılara siyasi sorunlarını çözmeleri konusunda ortak meclis kurmalarını öneren bir siyaset adamı kimliğinin yanı sıra, Platon’un deyişiyle; sanatlarda usta biri olarak karşımıza çıkmaktadır (Devlet, 600-600b).
Eski Çağ Ege dünyasında geometrinin kurucusu olduğu, Mısır’dan geometri ve matematikle ilgili bilgileri alarak işlediği ve bunlara yeni katkılarda bulunduğu, piramitlerin yüksekliklerini onların gölge boylarından hareketle ölçme yolunu bulduğu da bildirilmektedir. Tüm bunların yanı sıra Thales, Yedi Bilge arasında anılır ve kendini tanı sözünün ona ait olduğu belirtilir.
Miletli Thales (Grekçe: Θαλῆς), Thalēs; y. MÖ 624/623 – MÖ 548/545),
Milet, İyonya'dan bir Antik Yunan matematikçi, astronom, ve Sokratik öncesi filozofuydu.
İlk filozoflardan olduğu için felsefenin ve bilimin öncüsü olarak adlandırılır. İyonya aydınlanmasının başlatıcısı olarak bilinir ve Eski Yunan'ın Yedi Bilge'sinden ilkidir. Ticaretle uğraşmış ve bu nedenle Mısır'da bulunmuştur. Elimize ulaşmış hiçbir metni yoktur. Yaşadığı döneme ait kaynaklarda da adına rastlanamaz ancak hakkındaki bilgiler Herodot, Diogenes Laertios, Aristoteles, Teophrastos gibi antik yazarlardan edinilir.
Bertrand Russell'e göre Felsefe Thales ile başlamıştır. Platon, Theaetetus'da, Thales'den yıldızları incelerken önündeki kuyuyu görmeyen biri olarak bahseder. Aristoteles ise, zeytinin bol çıkacağı yılı tahmin edip izlediği stratejiden ötürü, başarılı bir iş adamı olarak anar.
Diogenes Laertios’un söylediğine göre, Yedi Bilgeler Atina’da MÖ 582 civarında kuruldu. Thales Yedi Bilgelerin arasında yer almaktadır.
Yaşamı
Mevcut ortak görüşe göre Thales, MÖ 620 civarında, Anadolu'nun batı sahillerinde bulunan (Aydın civarı) Milet şehrinde doğmuştur.
Arka plan
Thales'in yaşadığı tarihler tam olarak bilinmese de, kaynaklarda geçen bazı olayların tarihleri yardımıyla yaklaşık tahminlerde bulunulmuştur. Heredot'a göre (modern metotların saptamasıyla da aynı şekilde) Thales MÖ 28 Mayıs 585 tarihindeki güneş tutulmasını tahmin etmiştir. Laertios Diogenes'in Atina'lı Apolloderus'tan vakayinamesinden yaptığı alıntıya göre Thales, 58. Olimpiyat döneminde (MÖ 548-545) 78 yaşında ölmüştür.
Laertios Diogenes'in aktardığına göre Thales'in ebeveynleri, kökenleri Sur şehrinin Fenikeli mitolojik prensi Kadmos'a kadar uzanan Examyes ve Cleobuline'dir.[2] Diogenes daha sonra birbiriyle çelişen aktarımlar ortaya koyar: Bir aktarıma göre Thales evlenmiştir ve Cybisthus isimli bir çocuğu olmuştur veya aynı isimli yeğenini evlatlık almıştır; ikinci aktarıma göre ise hiç evlenmemiş, annesine, genç bir erkek iken evlenmek için çok erken olduğunu, yaşlandığında ise artık çok geç olduğunu söylemiştir. Daha öncesinde Plutarchos, hikâyenin şu versiyonunu anlatmıştır: Solon Thales'i ziyaret eder ve niye bekâr olarak kaldığını sorar. Thales çocuklar hakkında endişelenme düşüncesini sevmediğini söyleyerek cevap verir. Yine de, birkaç yıl sonra, aile özlemiyle, yeğeni Cybisthus'u evlatlık almıştır.
Thales bir yenilikçi rolü üstlenerek, birçok faaliyette bulunmuştur. Bazıları hiç yazılı kaynak bırakmadığını söyler, diğerlerine göre ise "Gündoğumu ve Ekinoks Üzerine" adlı bir eser bırakmıştır. Ona atfedilen hiçbir kaynak günümüze ulaşmamıştır. Laertios Diogenes Thales'in iki mektubundan alıntı yapar: Biri Ferekidis'e, din üzerine yazdığı kitabı gözden geçirmesi için yazdığı mektup, diğeri ise Solon'a geçici ikamet için bulunduğu Atina'da eşlik etmesi için yazdığı mektuptur. Thales Miletlileri Atinalı koloniciler olarak tanımlar.
Teorileri
Thales’den önce, Yunanlar doğayı ve dünyanın temel maddesini; mitoloji, Tanrılar ve kahramanlarla açıklıyorlardı. Yeryüzündeki doğa olayları, (depremler, rüzgâr vb.) tanrılarla bağdaştırılıyordu.
Thales, hem suyu ana madde olarak düşünmesi, hem de doğayı olguları birleştirerek açıklamaya çalışması bakımından, önemli olmuştur. Doğa olaylarının nedenlerini insan biçimli Tanrılardan çok, doğanın içinde aramıştır. Mitolojik açıklamalar ile ussal açıklamalar arasında bir köprü kurmuştur. Thales'den sonra öğrencileri Anaksimandros ve Anaksimenes de aynı çizgide ilerlemiştir.
Tanrısal güç
Su, her şeyin sebebidir
Thales maddenin ilk öğesi (arkhe, töz) olarak suyu ileri sürmüştür. İlk öğe olduğundan dolayı toprağın suyun üzerinde bulunduğunu, dünyanın bir tepsi gibi olduğunu ve su tarafından taşındığını söylemiştir. (Dünya bir gemi gibi hareket ediyormuş ve suyun hareketliliği nedeniyle sallandığı zaman insanlar deprem oluyor sanıyormuş.)
Aynı zamanda Thales her şeyin temelinin meydana geldiği şey olduğunu düşünmüştür (Thales'e göre madde ile güç doğal bir bütündü ve henüz birbirinden ayrılmamışlardı ve temel maddede tanrısal yaratma gücü bulunuyordu.)
Dünyayla ilgili düşünceleri doğru çıkmamıştır. Onun düşüncesine göre dünya sonsuz suyun içinde oturan yarı-küreydi, dünya yüzeyi de bu yarı kürenin düz kısmının içinde yüzen düz bir diskti.
Astronomi ve mühendislik
Herodot'a ve Eudemos'a göre (28 Mayıs MÖ 585'te gerçekleştiği kabul edilen) Güneş tutulmasını önceden hesaplayıp haber vermiştir. Bu hesabı mevcut bilgisiyle yapamayacağı, Babil'e seyahat ettiği ve o sırada edindiği bilgilerden faydalandığı düşünülür. Astronomi ile uğraşan ve gün dönümlerini önceden hesaplayan biri olarak astronomdur.
Thales'in, bir kuleden, denizdeki gemilerin uzaklıklarını geometrik yöntemlerle hesaplayabilmekte olduğu söylenir. Gölgemizin bizimle aynı uzunlukta olduğu zamanı gözleyerek, piramitlerin uzunluğunu, gölgelerine bakarak hesaplamıştır. Aynı zamanda Nil nehrinin yükselmesinin rüzgâra bağlı olduğunu bulmuştur.[3]
Matematik-geometri
Matematik alanında çığırlar açmış birisidir. Eski Yunan bilginlerinden Kallimakhos'un aktardığı bir düşünceye göre denizcilere kuzey takımyıldızlarından Büyükayı yerine Küçükayı'ya bakarak yön bulmalarını öğütlemiştir. Aynı zamanda Mısırlılardan geometriyi öğrenip Yunanlara tanıtmıştır. Bulduğu bazı geometri teoremleri şunlardır:
Thales’in ispat ettiği düşünülen teoremler şunlardır:
– İki kesişen doğru tarafından oluşan dikey açı çifti birbirine eşittir
– İki açısı ve bu açıların bir kenarı aynı olan iki üçgen eştir
– Bir yarım daire içindeki açı diktir.
- Çap çemberi iki eşit parçaya böler.
- Bir ikizkenar üçgenin taban açıları birbirine eşittir.
- Birbirini kesen iki doğrunun oluşturduğu ters açılar birbirine eşittir.
- Köşesi çember üzerinde olan ve çapı gören açı, dik açıdır.
- Tabanı ve buna komşu iki açısı verilen üçgen çizilebilir.
- Genelleştirilmiş 1959 Thales teoremine göre, E noktası AC doğru çizgisi üzerinde olmasa, içeride veya dışarıda olsa bile CB/BA=(AB^t-BD^t)^(1/t)/ED vardır. (t=1) hâli bilinen klasik Thales teoremidir.
Notlar
finikialı olması olasıdır. soyu hakkında az bilgimiz vardır. babası eksamyes, anası kleobuline dir. thelidler soyundandır da.
*bu adam yine herodot efendiye göre m.ö. 585'de gerçekleşen güneş tutulmasını önceden tahmin etmiştir.
*bu arada thales'in her şeyin özünün sudan(hydor) meydana geldiği görüşü aristo'nun metafizik adlı kitabında geçer. yani bu bilgi aristo'nun anlattığı ile sınırlıdır. su ile kast edilenin ne olduğu hala bir tartışma konusudur. su madde midir; yoksa maddenin özünde yatan salt gerçeğin adı mıdır belli değildir.
*efesli herakleitos'a göre ise thales, su tesbitine ıslak, nemli nesnelere bakarak ulaşmıştır. çünkü su havada, çamurda, toprakta her yerdedir. lakin toprak ve katı şeyler herakleitos'un anladığı thales'te suyun katılaşmış değişik bir formuydu.
*faydasız bilgi: bazı kaynaklara göre bir atletizm müsabakasını izlerken oturduğu koltukta ölmüştür.
*thales için hareket eden şeylerin hepsi aynı idi. mıknatısta ve kehribarda da bir nevi can olmalıydı. yani canlı dediğimiz yaratıklarla cansız varlıklar arasında bir fark yoktu. bu fark algılaması sınırlı olan biz insanlarca var zannediliyordu. bu düşüncesi üzerine bir gün thales'e soruyorlar "madem fark yok o zaman sen neden ölü değilsin?" diyorlar. thales cevap veriyor "çünkü arada fark yok". bununla birlikte thales eğer şeyler canlıysa onları devindiren ruhları olduklarına da inanıyordu.
hulasa thales doğaüstü olayları değil, doğa olaylarını baz alarak düşündüğü için ilk filozof olarak geçer tarihte.
bu adam (thales) herşey sudur derken aslında çok saçma gibi görünen bir şey söylüyor. o halde thales'in önemi nedir ? o, "herşey sudur" derken aslında 3 şeyi yapmış oluyor.
1.) köken (arkhe) sorunu üzerine düşünüyor.
2.) bunu yaparken tamamen mitolojiden arınmış şekilde yapıyor. pratik fayda için değil sadece merakını gidermek için çaba sarfediyor.
3.) dolaylı yolla da olsa "herşey birdir" fikrini ortaya atıyor.
işte bu sebeplerle thales felsefenin babası olmayı hak ediyor.
suyu her şeyin başı kabul etmesinin sebebi muhtemelen sahilde doğup büyümüş olmasıdır. belki de çölde olsaydı kum herşeyin başı sonu olacaktı.
anlatılagelen hikayeye göre;
annesi, thales'i evlendirmek istiyormuş, her defasında da anne, henüz çok erken cevabını alıyormuş.
aradan seneler geçtikten sonra annesi evlenmesi için yine ısrar edince anne, artık çok geç diye yanıt vermiş. *
insanların "madem o kadar biliyorsun neden fakirsin." diye dalga geçmeleri üzerine astronomi bilgisini kullanrak zeytin hasatının en verimli olacağı zamanı bulup o zamanda zeytin tarlalarını kiralayarak parayı kırmıştır.
mısır'a gittiği ve geometriyi mısırlılardan öğrendiği bilinmektedir. nil nehri'nin taşması sonucu nehrin kıyısından hayat fışkırdığını(nehrin taşıdığı küçük deniz canlıları, salyangozlar vs. olabilir. ) görerek evrenin arkhesi'nin su olduğunu düşünmüştür. milattan önce altıncı yüzyılda yaşadığı göz önünde bulundurulursa, tarihte dönüm noktası diye tabir edilebilecek bir gelişmeye imza atmıştır.
buna rağmen birçok kişi ilk filozofun thales olmadığını savunur ve felsefenin köklerini mısır'da arar. fakat mısır'daki herhangi bir düşünsel etkinliğe felsefe adının verilmesi uygun değildir. çünkü mısır bilimi, düşüncesi, dönemin veya toplumun dinsel tasavvurunu destekleyici veya günlük hayata dair birtakım ihtiyaçların karşılanmasına yönelikti (arazi hesaplamaları için geometrinin geliştirilmesi). thales'e ilk filozof denmesinin nedeni, bilgiye felsefenin kelime anlamı gereği bilmek için bilmek amaçlı yaklaşmasıdır. bir filozofun toplumun kendisine sağladığı kollektif dünya görüşünü, mitolojik dinsel tasavvurunu özel bilgi ve birikimiyle eleştirerek, aşarak dünya hakkında tutarlı, bütünlüğü olan, akılsal bir tasarım geliştirmesi gerekir. fakat mısır, mezopotamya veya herhangi başka bir uygarlıkta, thales'ten önce böyle bir çaba veya bu tarz düşünce yapısına sahip bir insanın var olduğuna dair bir kanıt bulunmamaktadır.
thales iyonya kentlerinin kroseus'un egemenliği altında olduğu bir zamanda yaşadı. onun devrilmesinden sonra (iö 548; ol. 58, 1) bir özgürlük görünüşü yaratılmış olsa da kentlerin çoğu pers yönetimi altında kaldı.
heredotus'a göre başarılı bir devlet adamıydı. hiçbir yazısı ve çağdaşlarından hiçbir kaynak saklanmamıştır.
thales'ten yaklaşık 150 yıl kadar sonra yaşayan heredotus şunları yazar (tarihler i 170.3):
"iyonya'nın yokedilmesinden önce bile bir miletos'lu olan ve ailesi başlangıçta fenike'den gelmiş olan thales tarafından yararlı öğütler verilmişti. iyonyalıları tek bir meclis kurmaya yöneltmiş, onun iyonya'nın özeği olan teos'ta olması gerektiğini, ve başka kentlerde yaşamın sürdürülmesi ama bunların sanki kasabalarmış gibi görülmeleri gerektiğini söylemiştir."
thals tarihsel yorumlar için bir sınav oluşturmaktadır. çünkü thales’in kendisinden bize kalan hiçbir şey olmadığı için tümüyle ikincil kaynaklara bağlı durumdayız. thalesle ilgili görüşümüz, bu nedenle, hem antik yorumcuların hem de kendi yorum çerçevelerimizin yalınlığından etkilenmektedir. anadolu’nun iyonya kıyısında canlı bir ticaret kenti olan milet’ten geldiğini ve daha sonra çağdaşı olan yasa koyucu solon’la birlikte eski yunan’ın ‘7 akıllı adamından’ biri olarak taçlandırıldığını kesinlikle biliyoruz. varlıklı oluğu sanılan thales yunanca konuşan dünyaya geometriyi alıp getirdiği söylenen mısır’a gitmişti. eflatun’un belki de kötü niyetle söylediğine göre thales ve felsefesi bu dünyaya ait olmama bakımından ün kazanmıştır:’ thales’in, arkasında ve hemen ayaklarının dibinde olanı fark etmeyip yıldızları gözlemek için yukarı bakarken ve gökyüzündeki cisimlerin ne oldupunu öğrenmeye can attığını söylerken bir kuyuya düşmesini hizmetçi bir kızın alaya aldığı söylenir.’ aynı şekilde aristo’ya göre thales, doğaya ilişkin bilgisini hasat zamanının akıllıca bir bilimsel gözlemiyle zeytinyağı presi pazarını le geçirmek için kötüye kullanmış ve böylece, filozofların ilgilendikleri eğer bu ise bunların varlıklı ve yararlı olacaklarını göstermiştir. thales’in ayrıca, üstün bilimsel bilgisini m.ö. 547’de savaş sırasında kral krezüs’ün bir ırmağı geçmesine yardım için kullandığı da ileri sürülmüştür. sonuç olarak, akıllı adamların toplumsal işlevi thales’e, yani sıkça nitelendirildiği gibi ‘ilk bilim adamına’, ‘bilim adamı’ ile daha çağdaş modeller akla geliyorsa, daha iyi uymaktadır.
kanları fıkır fıkır kaynayan miletli genç kızlar biraz önce önleri sıra yıldızlara bakarak yürüyen, sonra da düştüğü boş bostan kuyusundan iki delikanlının yardımıyla ahlayıp puflayıp çıkan thales’i de kim bilir nasıl acıyarak ama daha da çok kahkahalarını zor tutarak seyretmişlerdir. sonra da belini tuta tuta bir tümseğe ilişen thales’i kaderi ile baş başa bırakıp, ılık ege gecesinde sevgilileri ile koklaşıp öpüşmeye, günlerini gün, daha doğrusu gecelerini gece etmeye koşmuşlardır.
bostan kuyusuna düşen dalgın adam, hesiod’un ve homer’in felsefi düşünceleri yalayıp geçen sözlerini bir yana bırakırsak, yunan felsefesinin ilk filozofudur. dünyadaki her varlığın temel maddesi sudur diyen, odur. ayrıca her şey tanrılarla doludur diyen, mıknatıs taşının demiri çektiğinden ötürü canlı olduğunu iddia eden de yine odur. ilk iddiası ile ilkel de olsa bir materyalist, ikincisi ile metafizikçi görüşü temsil eder görünen, ama iki iddiasının birbirini tamamladığı sonradan, hele öğrencisi anaksimandros’tan sonra iyice anlaşılan thales, dalgın olmasın da ne olsun? mısır’a gidip geometriyi hellas’a getiren odur. denizdeki gemilerin aralarındaki mesafeyi hesaplayan odur. kendi gölgesinin büyüklüğünün gerçek boyuna ulaştığı zamanı bekleyip ehramları yerdeki gölgelerinden ölçmeyi ilk akleden odur. dünya tarihinde, güneş kararması olayını önceden hesaplayarak ilk saptayan ve dediği doğru çıkan ilk astronom odur. görünüşlerin ardındaki gerçek özü bulmak için gece gündüz çalışan, dünyaya gelişinin maksadının bu olduğuna inanan böyle bir kafanın dalgın olmasından, gökteki yıldızlarla meşgulken bastığı yeri göremeyip bostan kuyusuna yuvarlanmasından doğal ne olabilir?
kanı fıkır fıkır kaynayan miletli kızlar, varsın onunla alay etsinler. sonra ılık ege gecesinin içinde sevgililerine günlerini gün, daha doğrusu gecelerini gece etmeye koşsunlar.
ne varsa yine dalgınlarda var.
uyanıklar, elbette yere sağlam basarlar. çevreyi hesaba katarlar. uyum sağlarlar. ateş gibidirler. faiz hesaplarını, herkesten iyi bilirler. işlerini tıkırına koyup, köşeyi dönerler. günlerini gün ederler. ama o gün “dün” olur. dalgınların bazısı dünden bugüne ulaşır. hatta yarına uzanır. dalgınlara gülmek, hamların hakkı. gökyüzüne dalıp, çukurlara düşmekse, hep düşünenlerin bahtı.
konunun uzmanı(hatta ilgilisi ve düşünürü) olarak konuşmuyorum ama şunu bir bilmek gerekir, thales yazılı bir belge bırakmamıştır; ve döneminde gereğinden fazla yüceltilmiştir, bundan dolayı da aslında ona ait olmayan şeyleri bu idealleştirilmiş insana atfetmişlerdir. thales hakkındaki en baba kaynak aristotelestir, ki onun da elinde birincil kaynak yoktu; yine de anlattıklarını gerçek varsaymadan olduğu gibi anlattığı için güvenilir gözükmektedir. thales'in töz olarak su'yu öne sürmesi dahi laftadır, kulaktan kulağa gelen bir şeydir. zamanının tanrısallaştırılmışıdır thales; yani overrated'dır, ama overrated olması yararlıdır; çünkü bu thales'ten sonra gelenler için olumlu bir önyargı sağlamıştır; felsefe için alan hazırlamıştır. bu yüzden thales'e ait overratedlık ve felsefesindeki açıklama yetersizliği onu bence felsefenin babası unvanından aşağı çekip felsefenin büyükbabası kılmıştır.
thales'le ilişkilendirilen bir hikayeye örnek vermek gerekirse: kroisos'un ve ordusunun hays nehrinin üzerinden geçmesi için thales'in bu nehri kanal kazdırarak ikiye bölmesi gibi bir hikaye vardır. thales'le aynı zamanda yaşamamış ama ondan ilk bahseden herodotos da üstü kapalı bir şekilde(diğer bir deyişle yargısının anlatının objektifliğini bozmayacağı şekilde) laf atar bu duruma ve kullanılabilecek bir köprünün olduğuna inanır. günümüzde herodotos'un bu düşüncesini destekleyebilecek bir bilgiye sahibiz, yani bu kanal kazdırma hikayesi bir yakıştırmadır(daha doğrusu uydurma, yakıştırma olarak aklıma bir şey gelmiyor şu an!)
thales bence(ve başkalarınca da) felsefenin babası diyebileceğimiz bir tamlıktan uzaktı; laertios diogenes de thales'i öncü sayarken hakiki felsefeyi ilk yapanın anaksimandros olduğu kanısındadır; bu durumda thales ise sadece anaksimandros'un öğretmeni konumundadır. kanımca bu tarz atılımlar için her zaman gerçeklikten uzak fazla değer verilmiş bir zemin gereklidir; burada da o felsefenin özünden uzak ama ona akımsal bir zemin hazırlayan gerçeklik ötesi değer thales'tir. bence; yunan felsefesi, değerini thales'in abartılı değeriyle beslemiştir. eğer şu an günümüze ulaşan, ya da en azından aristoteles'in gününe ulaşan thales yapıtları olsaydı, thales'in bir de o değeriyle şişmemiş gerçek yüzü olabilirdi; işte o zaman hem gerçeklikten uzak zemin yüzünü(söylentiler sayesinde) hem de buna sebep olan gerçek felsefi yüzünü(direkt thales'in elinden çıktığı halde) görmüş olurduk. ama bu şekilde günümüzün tarihsel thales'i sadece büyükbaba niteliğindedir.
bir diğer açıdan da, thales'in pratik karakteri onu filozof karakterinden uzaklaştırmaktadır. başarımlar atfedilmiş thales'e ve platon'un malum hikayesindeki* pratiklikten uzak thales'e bakıp bu iki karakteri karşılaştırırsak ortaya bir çelişki çıkar. örneğin, güneş tutulmasının yılını tahmin eden thales'in aslında bunu tahmin edebilecek bir astronomi bilgisine sahip olmadığını kimsenin reddedeceğini sanmıyorum(thales'e overrated'lığını kazandıran da muhtemelen bu olaydır), bu bilgiye ulaşım bir hakikat arayışından ziyade pratik bir hareket gibi durmaktadır; thales'in matematiğe yaptığı katkıların(ki bu da bir söylentidir)* da pratik bir karakteri vardır; bunun yanında denizcilere yön için büyük ayı yerine küçük ayı'yı önermesi de pratikliğine işaret eder; hatta köprü olayında da bir pratik karakter yatmaktadır. tutulma konusunda bildiğim kadarıyla şu anki genel olarak kabul edilen düşünce, thales'in tutulmayı bildiği yönünde değil, tutulmanın gerçekleşme ihtimalinin olduğu tarihi hesaplayabilmeyi bildiği ya da olma ihtimalinin olduğu tarihi bildiği yönündedir; yani aslında bu tutulmanın gerçekleşmesi tamamen şanstı.
o yüzden thales ilk filozof gibi görünmesine rağmen tam filozof değildir. filozofi yanı aristoteles'in aktardığı "su'yun her şeyde olan töz" olması fikrinde yatmaktadır. bu en az tanrılar kadar varsayımdır elbette ki, ama nietzsche'nin dediği gibi -görünüşte- mitsel değil doğaldır.* bilgisi çoğunlukla pratiklik niteliğinde olsa dahi ardıllarının katkılarıyla thales cevapları doğada aramış olmuştur ve görünüşte salt filozofi meraktan gelen arkheye inmiş hale gelmiştir. bence, eğer thales'in devamı gelmeseydi, thales'in asılsız "su her şeydir" düşüncesi felsefi bir açı kazanamazdı, aksine ondan öncekiler kadar mitsel kalırdı; nitekim ferekidis de başlangıca suyu koymuştu, ve birçok yaratılış miti sayesinde bu konuda yalnız değildir.
o yüzden elimizdeki verilerle thales'e filozof demek bana imkanlı gözükmüyor; thales doğal bir açıklamayı tercih ediyor gibi gözükse de gerçek bir açıklamadan yoksun olduğu için filozof değildir. thales'te o salt filozof hali göremiyorum ben, eğer ardıllarını manzaradan çekersek thales'in felsefi yanı yok olur kanaatindeyim; bu da onu filozof değil felsefenin ateşleyicisi yapar; yani başta dediğim gibi 'büyükbabası'. thales eğer ateşleyici olmasaydı, filozof olarak da adlandırılamazdı; onu ilk filozof yapan kendi filozofluğu değil, ardıllarının filozofluğudur. tabii ki bir bilim itkisi söz konusudur ama bu onu filozof yapar mı? zira mitler de bilim itkisiyle harekete geçmişlerdir ve imkanlar dahilinde bir akıl yolunu takip etmektedir; tek problemleri eleştiriye ve değerlendirmeye kapalı olmalarıdır; eğer thales onu filozof kılan ardıllara sahip olmasaydı değerlendirilmemiş bir mit olarak kalırdı. thales de mitolojiden devinir esasında; bilinçli tanrıyı ve tanrısal antropomorfizmi dışarı atarak ilerlemeye başlar, ama dinsellik korunmaktadır hala; tanrı 'devindirici' olarak kalmıştır, bu devindirici de doğa filozofları için arkhe'den ayrı bir şey değildi.
bence denilebilir ki mitoloji ilerlemeyen, tıkanmış felsefeydi; thales bir adım ileri götürmekle birlikte basamak şansı da yaratmıştır, kısaca tıkanıklığın çözülümü için deliği bulmuş ve bu deliğin yanına da çözülüm işinin sivilleşmesi için kocaman bir ok çizmiştir; yani çözülüm işini çevreye yaymıştır. mitoloji tıkanan deliği kamufle etmişti, oksuz bırakmıştı; zira problem deliğin tıkanıklığı değil, deliğin tıkanıklığının gözükmesiydi. bunu bulan thales, kasıtlı veya kasıtsız ok çizmiştir bu tıkanıklığın yanına: "hoop, oğlum tıkanmış burası niye hiç söylemiyorsunuz?" böylece herkesin içinde tıkanıklığı kendisine özgü olan felsefe deliği, toplumsallaştırılarak çözülmeye başlamıştır. bir yandan çözülürken bir yandan da deliğin büyüklüğü keşfedilmiştir; thales deliğin büyüklüğünü, dolayısıyla da tıkanıklığın nerelere vardığını tamamen keşfetmemiştir:
dinin sakladığı 'delik varlığını' göstermiştir. bu durumda bana göre thales'e "ilk filozof" demek fazla cesaret isteyen tepkesel ve varsayımsal bir harekettir, çünkü thales deliğin varlığını gösterdiği gibi, tıpkı mitoloji gibi nihayetinde deliğin gizlenilmesiyle son bulacak çözümü de göstermeye çalışmıştır; hatalı olduğu kısım dinin yaptığı gibi tatmin edemeyişiydi(veya korku uyandırmamasıydı vs), inandırıcı olmamasıydı, sorgulanabilir olması ve deliği gösterdiği için ötelerinin keşfedilebilmesiydi(yani yeni sorulara açık olması).
felsefe tutarlı olmalıdır, tutarlılık içinse eldeki sorulara birer cevap lazımdır; thales'in felsefe deliğini göstermesi ve bu deliğin büyüklüğünü bilmemesi ama elindeki sorulara da akılcı bir cevap bulabilmesi onu filozof kılan asıl şeydir; ama buradaki sorun bunun sözde olması ve aslında durumun böyle olmadığını gösterebilecek bir tarih çizgisi de sunabilmemiz. ama bildiğimiz bir şey var ki, thales felsefeyi önceden hazırlanmış tanrıların buyruğu altından çekip aldı, ve sağladığı alan sayesinde dinin buyruğu altında olmayan ardılları kendilerini ilerleyebilecek bir alanda buldular. arkhe sorunu yeni bir sorun değil ve su cevabı da yeni bir cevap değildi; yeni olan geleneksel tanrıların ortadan kaldırılmasıydı.
thales abimiz felsefeye geçişin öyküleşmiş karakteridir. gerçek thales elbette ki ilk filozof değildir; thales'ten önce mitlerin dışına çıkmayan bir insanın olmadığını varsaymak gülünç olur, buradaki "ilk filozof" tarihteki zincirleme yunan felsefe tarihinin ve batı tarihinin ele alabileceği ilk filozof anlamına gelir, ama thales aslında tarihte ikincil olduğu için filozof unvanı verebilecek kadar kapsamlı tanıyamayız. anca laf olsun diye konuşuruz..
öyle yani sayın insanlar, hayat yuvarlak..
işte thales’in felsefesini özetleyen cümleydi bu. aynı zamanda felsefenin de doğuşunu simgeleyen bir yargı da diyebiliriz.
grek’lerin anadolu’da var olan, aynı zamanda büyük bir ticaret kenti olan milet’te doğar thales. m.ö. 6. yy’da yaşadığı ve o güne kadar ilk felsefe yapan kişi olduğu söylenir. dönemin şartlarından dolayı, thales’i anlayabileceğimiz ya da hayat öyküsünü doğrudan öğrenebileceğimiz çok fazla kaynak bulunmamaktadır. bu konuda aritoteles’in yorumları kaynaklık edecektir bize.
felsefenin tarihi araştırılırken, thales başlangıç kabul edilir. peki, thales’i felsefeye yönlendiren neydi? neden başka biri değil de thales ilk filozof oldu? aristoteles; “bilim ve felsefe, dış ihtiyaç bir dereceye kadar tatmin edildiğinde ve insanların başka uğraşlar için boş zamanı kaldığında başlayabilmiş olmalıdır” der. evet; felsefe, zaman ayrılması gereken bir uğraştır. düşünme eylemidir felsefe. hayati ihtiyaçlarını tamamlayamayan, günü kurtarmaya çalışan kişiler evreni sorgulamaya gereksinim duymazlar şüphesiz. çünkü bu düşünme eylemine ayıracak zamanları yoktur. o halde felsefenin, zengin bir ticaret kenti olan milet’te doğması tesadüf olarak görülmemelidir.
thales, mısır’da da bulunmuştur. oradaki yaşamın nil nehri taşkınlarına göre şekillenmesi, thales’in merakının uyanmasını sağlar. kendisi de zaten bir sahil kenti olan miletli’dir. gittiği her yerde suyun hayata bu denli etkisi dikkatini çeker. artık thales’i meşgul eden soru ortaya çıkmıştı. “evrenin ana maddesi nedir?” gerçekten de evrenin ana maddesi neydi?
thales’in bu konuda kendine ait tamamen teorik düşünceleri vardır.
bu görüşler evrenin bir başlangıcı olması yönündeydi. yani “hiçten hiçbir şey meydana gelmez” kuramına dayanır. bu başlangıç daha sonraki değişim ve dönüşümlerde, özde aynı kalan temel bir ilke olarak yer alır. her şeyin özünde olan bu temel ilke, “su”dur.
önceleri başlangıç anlamına gelen “arkhe”, günümüzde “ilke” anlamına gelir. o günden bu güne kadar olan süreçte arkhe birçok filozof tarafından araştırma ve tartışma konusu olarak ele alınmıştır. daha sonra varlığın oluşumuna dair farklı görüşler ortaya çıkmıştır. bir sınıflama yapmamız gerekirse de thales’e materyalist demek yanlış olmaz.
su her şeyin hayat bulduğu bir tin gibidir. nasıl bir insan nefes almadan yaşayamazsa, tüm varlıklar için su aynı derece önemlidir. yeryüzünün suyun üzerinde tıpkı bir tahta parçası gibi yüzdüğünü iddia eder thales. maddenin karşısına sudan başka konabilecek bir şey yoktur. madde canlıdır ve nasıl bir canlı hareket edip yer değiştirebilirse, canlı olan arkhe de hareket edip yer değiştirebilir. su canlı ise, her canlı diğer canlıları kendinden yarattığı gibi su da diğer varlıkların yaratıcısıdır.
dikkat edilmesi gereken bir şey var ki bu da; thales’in bu düşüncelerini sağlayan gözlemlerini “doğa”dan çıkarmasıdır. varlığı anlamak için yine ona bakmamızın yeterli olduğu düşüncesindedir.
thales, sadece arkhe ile ilgilenmemiştir. pratik konularla uğraşmış, astronomiye ve matematiğe de merak salmıştır. bir güneş tutulmasının tarihini önceden hesaplamayı başarmıştır. grek felsefesine başlangıç tarihi eklemek istersek bu tarih, o güneş tutulmasıyla aynı olacaktır. yani 28 mayıs, m.ö. 585 .
thales bilim ve felsefe ile ilgilenirken, çevresindeki insanlar onu eleştirmekten geri kalmıyorlardı. en çok söylenen ise, felsefenin maddi bir geliri olmadığı ve gereksiz bir uğraş olduğu yönündeydi. thales bu eleştirilere güzel bir yanıt vermiştir. anlatılan öyküye göre;
“thales yıldızları çok iyi biliyor ve araştırmalar yapıyordu. daha kıştan gelecek yılki zeytin ürününden fazlaca verim alınacağını hesaplamıştı. bunun üzerine milet’teki tüm zeytin basacaklarını (preslerini)çok düşük bir fiyata kiralamıştı. zeytin zamanı geldiğinde ise istediği fiyata bu basacakları kiraya vermiş ve oldukça çok para kazanmıştı.”
thales’in amacı, kısa yoldan zengin olmak değildi. o, bir filozofun isterse her şeye sahip olabileceğini göstermek istemiştir. peki, bu öykü sadece o dönemin insanlarına mı ders olabilir niteliktedir? şüphesiz günümüz insanlarında da geçerliliğini sürdürmektedir. thales’in öyküsü bir hatırlatma olsun, bugüne ve bugünün insanlarına. filozofların tutkuları başka türdendir. çünkü felsefe ilgilenenler için dipsiz bir kuyu iken, ilgisizler için kuru laf kalabalığından başka bir şey değildir.
felsefe, thales ile başlamış ve halen devam etmektedir. kimi zaman engellenmeye çalışılsa da, artık felsefe bitti demek mümkün değildir. insanoğlu var olduğu sürece felsefe de var olacaktır. dogmaların hakim olduğu bir toplumda ne ilerleme görülebilir, ne de özgürlük yaşanabilir. evet, belki thales ile başladı felsefe ama thales’ten çok sonra yaşayan sokrates’in dediği gibi;
“sorgulanmamış yaşam, yaşanmaya değer değildir.”
en eski olan nedir?
" tanrı'dır, başlangıcı yoktur çünkü"
ya en güzel şey?
" dünya, tanrı'nın işidir o çünkü "
ya en büyük şey?
" uzay, her şeyi içerir çünkü"
ya en hızlı şey?
" düşünce, her yere atılır çünkü"
ya en güçlü şey?
" zorunluluk, her şeye boyun eğdirir çünkü"
ya en bilge şey?
" zaman, her şeyi öğrenip meydana çıkarı çünkü"
ya en yaygın şey?
" umut, hiçbir şeyi olmayan kimselerde bile kalır çünkü"
ya en yararlı şey?
" erdem, her şeyi iyi kullandırır çünkü"
ya en zararlı şey?
" kötülük, her şeyi bozar çünkü"
ya en kolay şey?
" doğaya uygun olan şey; her şeyden, hatta zevkten bile usanılır çünkü"
neyin en tatlı olduğunu sorana, kavuşmak;
tanrının ne olduğunu sorana, başı sonu olmayan şey;
gördüğü en acayip şeyin ne olduğunu sorana, yaşlı bir tiran;
insanın talihsizliğe en kolay nasıl katlanacağını sorana, düşmanlarını daha kötü durumda gördüğü takdirde;
en iyi ve en doğru nasıl yaşayacağımızı sorana, başkalarında kınadığımız şeyi kendimiz yapmadığımız takdirde,
demiş.
diogenes laertius, ünlü filozofların yaşamları ve öğretileri, yky, s.25.
hadi biraz daha:
en güzel şey evrendir, çünkü tanrının eseridir.
en büyük şey yerdir, çünkü her şeyi içine alır.
en hızlı şey akıldır, çünkü her yerde dolaşır.
en güçlü şey zorunluluktur, çünkü her şeyi alt eder.
en bilge şey zamandır, çünkü her şeyi ortaya çıkarır.
haksız kazançla zengin olma.
yakınlarına ve dostlarına söylediğin
kötü sözler yüzünden mahkemelere düşmemeye çalış.
ve unutma ki
sen anana, babana karşı
nasıl davranırsan,
çocukların da sana karşı öyle davranırlar"...
socrates'e sorsan (platon, theaitetos 174a),
yıldızları incelerken önündeki kuyuyu görmeyip içine düşen dalgın bilim insanı; hizmetçilerin alay konusu: göktekine bakarken ayağının dibindekinden haberi yok;
aristo'ya sorsan (politika ii, 1259a 6)
zeytinin bol olacağı seneyi önceden tahmin ederek civarda ne kadar zeytin ezme makinesi varsa hepsini toplayıp o sene bu makineleri fahiş fiyatlardan kiralayarak malı götürmüş zeytinyağı karaborsacısı.
yaşlılığında astronom, matematikçi
tüm yaşamı boyunca filozof
thales ticaretle uğraşırken mısıra gidip gelmeye başladığında nil nehri çevresinde mısırlı ustaların benzer üçgenler gibi kurallar dahilinde belirli hesaplar yaptığına, nil nehrinin taşkınlarına önlem alabilmek için çalıştıklarına şahit olur. bu güne kadar tanrılara yaşadıkları musibetler için onlarca kurban vermelerine rağmen hala olayların devam etmesi bu işlerin bir keyfi düzende olduğunu fark ettiği gibi öğrencisi ve arkadaşı anaksimandros ile beraber doğayı anlayabilmek için mitolojiye ve tanrılara muhtaç olmadan kendi başına insanın gerçeğe ulaşabileceğini görüyorlar. bu günden sonra tüm doğa olayları için geometri ve matematik kullanarak cevaplar getirmeye çalışıyorlar.
zamanla ilişki içinde olan astronomi olaylarını açıklamaya başlamış ama ölüm gibi fırtına gibi doğal olayları açıklamakta geometri ve matematik yetersiz ve çok basit kalıyordu. bunun ardından ''gözlem yaparak elde edilen bilgilerle ortaya bir hipotez koyalım doğruya ulaşırsak ne ala, ulaşamazsak bile hipotezimizi yalanlayacak bir gözlem yaparsak yeni veriler ile daha iyi hipotez oluşturalım. hipotezle çelişen bir gözlem yaparsak aynı süreci tekrar edelim'' diyebilmiştir. bilinenler ışığında bilinmeyeni öğrenmek için büyük bir adımdır. bireysel eleştiriyi sistemli bir şekilde kullanmıştır.
thales'in geometri ve matematik alanında çığır açmış keşifleri kadar bilgiyi edinirken kullandığı yöntem ve felsefesi bence müthiş önemlidir. thales'in bilgi edinmek için uyguladığı eleştirel tutum popper'ın bilgi felsefesinin en ilkel halidir. ortaya çıkarttığı geometrik ve matematiksel bağıntılarla bir bilim adamı olduğu kadar bilgi edinmek için kullandığı yöntem bugün popper'ın eleştirel rasyonalizminin en çıplak hali gibi görünmektedir. thales'in ilk filozoflar arasına yazılması için bilgi edindiği yöntem bile yeterlidir. thales'ten önce herhangi bir olayı açıklamak için tanrı ya da kahramanlardan bağımsız düşünen ve ortaya koyulabilecek bir cevap arayan birileri elbette olmuştur ama thales'in yöntemi ve bunu gelecek nesillere yazı ve öğrencileriyle aktarabilmesi müthiş önemlidir.
sanırım eleştirel düşünceyi öğretmek ve yaygınlaştırmanın yarattığı etkiyi en güzel şununla görebiliriz. islam düşünürlerine bakalım: ibn-i haldun, gazali, ibn sina, farabi, fuzuli, mevlana, yunus emre bir çırpıda akla gelenler sayıları çoğaltılabilir ve ortaya koydukları düşünceler eserler incelenebilir. tek tek açıklamayacağım. bu islam düşünürleri kendi yaşadıkları zamanda akranlarından(farklı coğrafyalarda bulunan düşünürleri kastediyorum) fersah fersah ileride iken düşüncelerini topluma yaygınlaştıramadılar. etrafında bir kitle toplayabilenler ise vefatlarıyla bu düşünce hareketini ölüme hapsetti çünkü insanlara eleştirel düşünmeyi aşılayamadılar. insanlar zamanla düşünceyi eksik bırakan gözlemler yapsalar da asla geliştirmediler. yeni gözlemleri ve tecrübeleri onları gelişmeye itmesi gerekirken sorgulamanın ve eleştirel düşünmenin yerleşmediği bir ortamda bu geri kafalılık ve bağnazlığa dönüştü. yunan toplumunda fikirlerin eleştirilebilmesi normalleştiği için düşünce fanatizmi bu kadar asla katılaşmadı. bugün türkiye'ye baktığımızda aklen veya kalben bağlandığımız bir şeye söylenebilen mantıklı bir eleştiri bile insanlarda öfke yaratmıyor mu?
entry celal şengör'ün dahi diktatör kitabında yazdıkları ve benim eklemelerimden oluştu. ilgilenen olursa kitapta birçok ilgi çekici nokta var.
ilk bilim adamı ve ilk filozof olduğu kabul edilir. ayrıca milet'te siyasi hayata katıldığı, astronomi, geometri bilgisi sayesinde denizcilik konusunda önemli katkılarının olduğu ve güneş saati kullanarak zamanı doğru tahmin eden ilk kişi olduğu iddia edilse de hakkındaki bilgilerimiz oldukça yetersizdir.
thales'in "her şeyin başı 'sudur'." iddiasında bulunduğu rivayet edilir. başta saçma sapan bir iddia gibi dursa da dönemin şartlarında önemli bir tespitte bulunmuştur. doğada yaptığı gözlemler sonucu değişimi kabul ettiği ve her şey değişirken değişmeden kalan şeyin (yani bir nevi töz, arkhe) su olduğunu düşündüğü, hayatın devam edebilmesi için suyun mutlak bir gereklilik olduğunu gözlemlediği de söylenebilir. ya da başka bir bakış açısıyla tüm değişimlerin suyla başladığını ve en sonunda yine her şeyin suya dönüştüğünü de düşünmüş olabilir.
önemsiz gibi görülebilecek bu gözlem ilerde yunan felsefesi'nin temel problemlerinden biri olan töz problemine gönderme yapar. ayrıca şayet her şey farklı formlara bürünmüş su ise, su incelenerek başka hakikat'lere de ulaşılabileceği sonucuna varabiliriz. işte bu bakış açısı belki de bilimsel araştırmaya, deney ve gözleme giden yolun kapısını aralamamızı sağlayan ilk düşüncedir.
thales'in felsefesi bu bağlamda evrendeki her şeyin insan tarafından anlaşılmaya açık olduğunu öne sürer. hiçbir şeyin mistik olmadığını söyler ve mitos'tan logos'a ilk adımı atar yani mitolojik geleneği bir yana bırakarak anlam ve düşüncenin kapısını açar.
bu dusunce sistemi o zaman icin bir devrimdir sinyorita. simdiki sariklilarin hâlâ silmek icin can attigi, kafa kestigi bir devrim ustelik
thales'e dair günümüze çok fazla şey kalmamış olsa da, m.ö. 585 yılındaki bir güneş tutulmasını tahmin ettiği kayıtlara geçtiğinden, o yıllarda yaşadığı kesindir. aslında thales'in güneş tutulmasını bilmesi bir mucize veya olağanüstü bir zeka göstergesi değildi, zira kendisinden çok uzun zaman önce babilliler de ay tutulmalarını kesin olarak, güneş tutulmalarını ise tahmini olarak öngörebiliyorlardı. güneş tutulmalarını kesin olarak bilememelerinin sebebi ise tutulmanın her yerden gözlenemiyor oluşuydu. 19 yıllık döngüler halinde güneş tutulması olduğunu keşfeden babilliler, tam olarak nerede tam tutulmanın görülebileceğini ise bilemiyorlardı.
milet o dönemin denizaşırı ticaretinin merkezlerinden biriydi ve italya, ingiltere, ispanya, mısır, suriyeli tüccarların akın ettiği bir şehirdi. böylesine farklı kültürlerin kesiştiği bir şehirde bilimin ortaya çıkmasına şaşırmamalı. deniz ticaretinin öncüsü fenikeliler thales'ten 500 yıl önce, çivi yazısından türettikleri fenike alfabesini yunanistan'a ticaret yoluyla getirmişti. hiyeroglif gibi resimlerin kavramları ifade ettiği bir alfabeden veya bir sonraki basamak olan çivi yazısı gibi hecelerin kavramları ifade ettiği bir alfabeden sonra, harflerin kavramları ifade ettiği ve günümüz modern alfabelerine oldukça yakın olan fenike alfabesinin esnekliği, önce ticaret yapmayı aşırı kolaylaştırmış, antik yunan'a bu alfabenin gelişiyle birlikte de batı felsefesinin evrimleşmesinin katalizörü olmuştur.
thales'in bilim ve felsefenin kurucusu olarak addedilmesinin sebebi, kendisiyle birlikte yanlışlanabilir hipotez üretme döneminin başlamasıdır. thales'in ürettiği başlıca hipotez, dünyada her şeyin sudan meydana geldiği ve diğer ateş, toprak, hava gibi maddelerin özünde sudan oluştuğudur. ilk başta çok fantastik gibi gözüken bu hipotez aslında 20. yy'a kadar tam anlamıyla yanlışlanamamıştır, zira 20.yy'ın başına kadar dünyada aslolan elementin hidrojen olduğu düşünülüyordu ve hidrojen de suyun üçte ikisini oluşturmaktadır. ayrıca thales'e göre dünya suyun üzerinde yüzmekteydi.
ayrıca o dönemde felsefenin boş iş olduğunu düşünen zübbeleri göt edercesine, gözlem yoluyla hiç beklenmedik bir yılın yazında zeytin hasadının beklenenin çok üzerinde olacağını öngörerek, birçok zeytinliği üç otuz paraya önden satın almıştı. hasat dönemi geldiğinde ise fahiş fiyatlara bu zeytinleri satarak küçük bir servet sahibi olmuştu. akıllı adammış vesselam, r.i.p.
thales, m.ö 585'deki tam güneş tutulmasını önceden bilmesiyle ünlüdür...
demokratik bir anayasayı benimseyen antik yunan'da demokrasinin özgürlüğü ile insanlar dini ve mitolojik değerleri sorgulamaya başlamıştır. thales ise bu dönemde evrenin nasıl var olduğu konusunda tefekkür eden birisidir. thales , bu soruya dini dogmalardan çıkan cevaplar yerine akılcı, mantıkçı, rasyonel bir cevap aramaktadır. ve çıkarımsal akıl yürütme yoluyla bir takım sonuçlara varmıştır. "evren, mutlaka tüm yaşam formları için gerekli, hareket ve değişme kabiliyetine sahip, yaşam veren bir şeyden var olmuş olmalı" demiştir. derken, suyun bu özelliklerin hepsini taşıdığını fark etmiştir. ve bu sonuç, onu şuna ulaştırmıştır; tüm evren bir zamanlar su ile kaplıydı...
thales ayrıca, her kara parçasının bir su parçasında bittiğini fark etmiştir. depremlerin suda meydana gelen bazı dev çalkantılardan oluştuğunu ileri sürmüştür.
kendisi aynı zamanda çok başarılı bir iş adamıdır. yine kendi akıl yürütme sistemine ve öğrendiklerine güvenerek bir sene zeytin hasatının çok iyi olacağını tahmin etmiş ve tüm zeytin preslerini satın almıştır. tahmini doğru çıkmış ve sonradan bunlara artan talebi karşılamak için kiraya vererek büyük kâr sağladığı söylenir.
ancak thales'i bu kadar önemli kılan şey bilimsel bir bakışa sahip olması değildir. thales ve onunla beraber miletos felsefe okulunun öğrencileri gelecek batı felsefesinin temelini oluşturmuşlar, mantıkçı düşünce sistemini felsefenin temeline yerleştirmişlerdir.
***arkhe, her şeyin ondan çıktığı ilk madde, olarak suyu seçmesinde, orta doğu efsanelerinden fazlaca etkilendiğini düşündüğüm filozof.
dünyadaki olayların doğaüstü müdahelerle* değil, aklın ve gözlemin ortaya çıkaracağı doğal nedenlerle ortaya çıktığına inanmış ve bunu tüm miletos şaraphanelerinde öğrencileriyle savunmuştur. evet, thales aynı zamanda emektar bir öğretmendir. gözlem yoluyla şu sonuca varmış: belirli hava koşulları tanrılara hiç başvurmadan iyi bir hasat mevsimi yaşatabilirdi. bir yıl zeytinlerin çok iyi ürün vereceğini öngörerek çevredeki tüm zeytinlikleri satın almış, sonrasında artan taleple birlikte büyük kar sağlaması da bu gözlemini doğrulamış, ceplerini doldurmuş ve her öğrencisine birer bira ısmarlamıştır.
bu içki ziyafetinden sonraları thales mö 585'teki güneş tutulmasını önceden bilmesiyle sosyete çevrelerinde ünlenmiştir. bu bilgelik üzerine miletos halkının dilinde dolanan "thales doğayı yönetip güneşi tutuyormuş, tanrıymış" şirkine engel olmak için bu öngörüyü akıl yürüterek ve gözlemleriyle yaptığını açıklamıştır. bu şık haraket sonrası doğa olaylarının doğal nedenlerle olduğuna dair inanç kuvvetlenmiş, atayiz* neslin ilk ışıkları gözleri kamaştırmıştır.
yüksek sosyeteden, adına düzenlenen kokteyllerden sıkılan thales odasına çekilmiş ve yatağında şarabını yudumlayarak kendi kendine laflamaya başlamıştır. ilk sorusu "kainatın temel maddesi ne lan acaba?" evrendeki her şeyin tek bir maddeye indirgenebileceğini* düşünmüş ve bu şahane maddede belli vasıflar aramıştır. bir kere bu şahanemiz hayat için gerekli olmalıdır, hareket-değişim kabiliyeti de olsa fena olmazdır. bir yudum daha alıp bu madde kendisinden her şeyin oluştuğu bir şeydir derken boğazından bir damla midesine yol alırken yatağından fırlayıp bağırmıştır: "her şeyin kaynağı sudur lan suuuu."
midede az önce gömdüğü şarabı mayalansın diye bir bardak su içmiş ve şu sonuca varmıştır: su tüm yaşam formları için vazgeçilmez bir maddedir, hareket eder ve sıvıdan buza değişir. nihayetinde tüm maddelerin görünüşlerine bakılmaksızın değişimlerinin bir basamağında su oldukları apaçıktır.
thales deniz havası almak için yatağını terk edip dışarı çıkarken de doğayı gözlemlemeye devam etmiştir. uzakları seyrederken her büyük kara parçasının bir su kıyısında biter gibi göründüğünü fark etmiş buradan da tüm yeryüzünün içinden çıktığı bir su yatağı üzerinde yüzdüğü düşüncesine varmıştır. varsayımına devam ederek depremlerin de sudaki çalkantılar sonucu ulaştığını söylemiş ve hatalı da olsa dine, efsanelere yönelmeyip akıl yürütmeleriyle sevgimizi kazanmıştır.
sonuç olarak o ilk filozoftur, olayları ve maddeleri kaprisli tanrıların isteklerine bağlamak yerine temel sorulara doğaya uygun, akılcı cevaplar arayan ilk düşünürdür. selam olsundur.
babasının adı examuil diye geçer. bu ismin yunancayla ilgisi yoktur. ibranicede şamuil (bkz: samuel), arapçada ismail diye telaffuz edilen isimdir bu.
kendi adı da "th" harfiyle başlar. bu arapçadaki "peltek se" harfidir. osman'ın arapçada uthman diye yazılmasının sebebidir.
üçüncü anlamına gelen sâlis (bkz: salise) kelimesinin ilk harfi de arapça peltek se'dir. yani thalis.
muhtemelen babası ismail'in üçüncü oğluydu. o yüzden adı thalis idi.
yunan felsefe tarihinin ilk kişiliği olmakla birlikte yunan değil fenikelidir. adı da yunanca değil semitiktir.
THALES’İN FELSEFESİ
Felsefe yapma etkinliği MÖ 600 dolaylarında bir İyonya kenti olan Milet’te (Miletos) yaşayan Thales ile başlamıştır. Elbette o dönemde söz konusu düşünsel etkinliğe felsefe denilmemekteydi.
Thales, Eski Çağ Ege Medeniyeti’nde doğanın, ‘doğa dışı’ unsurlardan ziyade kendisinden hareketle açıklanması anlayışının filizlenmesine temel teşkil edecek dönüşümün habercilerindendir.
Felsefe, tanışık olduğumuz anlamıyla ilkin Eski Yunan Düşüncesinde Thales ile başladığı ve Pythagoras tarafından terminolojiye geçirildiği kabul edilen bir etkinliğin adıdır. “Felsefe sorularındaki nedir… felsefe sorusunu var eden temel etkendir” (Uygur, 1984: 26).
Varlığın aslının ve esasının, varolanların kaynağının ne olduğu sorusuna verilen yanıtlar, bütün düşünce tarihi dikkate alındığında son derece çeşitlilik göstermektedir. Verilen yanıtlardan biri, dünyanın kendi değişimini temin edebilecek bir canlılığa sahip olduğudur. Onlara göre dünyanın ana unsurunu oluşturan şey hem maddi hem canlı hem de ruhludur.
Maddeye aynı zamanda bir tür canlılık ya da ruhluluk atfeden bu düşünceye hylozoizm adı verilir. Hylozoizm madde anlamına gelen hyle kavramı ile canlı anlamına gelen zoe sözcüklerinin birleşimiyle oluşmuştur ve maddeyi aynı zamanda canlı ve ruhlu kabul eden bir düşünce akımıdır (Ülken, 1968: 86).
Eski Çağ Ege Medeniyetinde bu sorunun felsefe bakımından ilk ele alınışının örneğini Milet Okulunun mensubu ve bu okulun kurucusu kabul edilen Thales’te görmekteyiz.
Miletli Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes, varolanların kaynağını araştırmış ilk filozoflar olarak iki yanlı bir düşünme gerçekleştirmişlerdir. Bu düşünmelerin birinci yanı evrenin kaynağının araştırılmasıyla ilgiliyken ikinci yanı ise evrenin nasıl olup da kendi hareketiyle değişimini gerçekleştirdiğini ve tek merkezden bütün çeşitliliğin ortaya çıktığıyla ilgilidir.
Konu ana hatlarıyla değerlendirildiğinde arkhe problemi olarak ele alınmıştır. “Arkhe başlangıç, hareket noktası, ilke, nihai ana madde, tanıtlanamayacak nihai ilkedir… Her şeyin kendisinden meydana geldiği ana ‘madde’ arayışı Yunan felsefesindeki en kadim arayıştır ve bununla bağıntılı olarak ikincil şeylerin birincil olandan ya da olanlardan hangi süreçle çıktıkları sorusu bu arayışa eşlik eder” (Peters, 2004: 50).
Thales’in Şeylerin Doğası (Arkhesi) Sudur Görüşü
Thales’e göre şeylerin doğası sudur. şeylerin doğası sudur derken suyun her şeyin ana unsuru, ana maddesi, her şeyin kendisinden meydana geldiği ilk neden olduğu kast edilmektedir. Su, kendisi değişmeyen fakat diğer bütün varolanların kendisinden doğup yine kendisine döndüğü ana maddedir.
Aristoteles, Thales’i karakterize eden bu görüşü iki bakımdan ele alır. Aristoteles’e göre bu görüş bir yandan deneyime, öte yandan da mitolojiye dayanır. Suyun her şeyin kökeninde bulunmasının deneyime dayanan yanı, her şeyin nemlilikten beslenmesi, hayatın su ve nemlilikten kaynaklanmasıdır (Metafizik, 983b27). Suyun köken olarak kabul edilmesinin mitolojik temelleri ise yukarıda yeryüzünün su üzerinde bulunması anlayışının da kendisine dayandırıldığı Okeanos’la ilgili söylencede bulunur. Bu anlayışa göre Okeanos, dünyanın başlangıcında bulunur. Okeanos’un kızları ise insanların hayat güçlerinin tazelenmesini sağlarlar. Birbiriyle ilişkili bu iki söylencenin yanı sıra, eskiler ve kahramanların Okeanos’un bir kolu olan Styx üzerine yemin ediyor olmaları da suyun kutsal kabul edildiğinin göstergelerinden biri olarak belirtili (Metafizik, 983b27-30).
Thales’in her şeyin kökeninde su olduğunu kabul eden anlayışının felsefi açıdan tartışılması ise dünyadaki nesnelerde meydana gelen değişimler de göz önünde bulundurularak ağırlıklı olarak Aristoteles’in Oluş ve Bozuluş Üzerine adlı kitabında gerçekleşir. Bu kitaptaki anlatımlara göre filozoflar Aristoteles tarafından, evrendeki çokluğu açıklamak için ilke olarak kabul ettikleri Ögeler hakkındaki görüşleri bakımından sınıflandırılırlar. Aristoteles, evrenin tek öğeden oluştuğunu savunan filozoflarla evrenin birden çok öğeden oluştuğunu savunan filozoflar arasında ayrım yapar. Bunlardan birincileri duyulur cisimlerin dayanağının tek olduğunu ileri sürerlerken ikincileri için ise bu öğelerin sayısı birden çoktur.
Thales’in de içinde bulunduğu ilk gruptaki filozoflara göre her şey maddi yapıdaki bir unsurdan doğar. Diğer bütün şeyler, söz konusu unsurdan nicel değişme yoluyla seyrelme ve yoğunlaşmayla meydana gelir. Temel sorun, bütün evrendeki çokluğun tek bir öğeden nasıl oluşabileceğidir. Aristoteles’e göre söz konusu her iki anlayışın temsilcileri de dünyadaki değişmeleri ancak kısmi olarak açıklayabilmektedirler. Aristoteles’e göre, evrenin tek tözden meydana geldiğini açıklayabilmek için bu filozoflar, oluş ile başkalaşmanın aynı olduğunu kabul etmek zorundadırlar. Çünkü geri kalan evrenin her bir öğesi, bu öğenin dönüşümünden oluşmak durumundadır. Bu yüzden Aristoteles’e göre tek töz kabul eden filozoflar bundan rahatsızlık duyarlar. Çünkü bu durumda özne tek ve özdeş kalmaktadır. Oysa Aristoteles, tek nesnede hem başkalaşmanın hem de büyüme ve küçülmenin meydana geldiğini belirtir.
Öte yandan evrenin temelinde çok öğenin bulunduğunu savunan filozoflar için oluş ile başkalaşma farklı anlama gelir. Bu ikinciler için oluş, öğeler çokluğunun çeşitli şekillerde bir araya gelip ayrışmasıdır (Oluş ve Bozuluş Üzerine, 214a-215a).
M.Ö. 2500’lerde Girit’teki Minos uygarlığı ve daha sonra Yunanistan’daki Miken uygarlığı, fiziksel fenomenleri açıklamak için dine dayanıyorlardı.
M.Ö. 1100’lerde, Babil yaradılış efsanesi olan Enuma Eliş, dünyanın ilk halinin bir su kütlesinden oluştuğunu söylemiştir. M.Ö. 700’lü yıllarda Yunan düşünür ve şair Hesiodos, Tanrıların evreni nasıl yarattıklarına dair büyük bir eser kaleme almıştır. M.Ö. 5. yüzyılın başlarında Empedokles, evrenin toprak, su, hava ve ateş olmak üzere dört elementten meydana geldiğini ifade etmiştir. M.Ö. 400’lerde de Leukippos ve Demokritos, kosmosun sadece atomlardan ve uzaydan oluştuğu sonucunda karar kılmışlardır.
Arkaik dönem (M.Ö . 8. yüzyılın ortalarından 6. yüzyıla kadar geçen dönem) boyunca, Yunan yarım adasının halkları yavaş yavaş bir grup şehir-devlet kurmuşlardır. Alfabetik bir yazı sistemi geliştirmişler ve şimdi Batı felsefesi olarak bilinen sistemin temellerini atmışlardır. Daha önceki uygarlıklar çevrelerindeki fenomenleri açıklamak için dine başvurmuşlar ama bu yukarıda adını saydığımız yeni nesil filozoflar, daha doğal ve akılcı açıklamalarda bulunmaya çalışmışlardır.
Bu yeni bilimsel düşünürlerin ilki, bilinen kadarıyla, Miletoslu Thales’tir. Thales’in yazılarından hiçbirisi günümüze ulaşamamış olsa da kendisi hakkında birçok şeyi, felsefe tarihine bakarak görebiliyoruz.
Thales, M.Ö. 585 senesindeki tam Güneş tutulmasını önceden bilmesiyle ünlüdür. Bu pratik düşünme tarzı ona dünyadaki olayların doğaüstü müdahalelerle değil, aklın ve gözlemin ortaya çıkarabileceği doğal nedenlerle meydana geldiği fikrini aşılamıştır. Thales ayrıca her büyük kara parçasının bir su kıyısında biter gibi göründüğünün de farkına varmıştır. Bu nedenle de tüm yeryüzünün içinden çıktığı bir su yatağı üzerinde yüzdüğü varsayımına ulaşmıştır.
Thales, depremlerin sudaki bazı dalgalanma ve çalkantılardan oluştuğunu da ifade etmiştir. Ancak Thales’in teorilerinin detayları kadar ilginç bir başka konu da bunların Thales’in felsefe tarihindeki en önemli figürlerden biri sayılmasındaki esas neden olmamalarıdır. Ünlü filozofun gerçek önemi, nesneleri ve olayları kaprisli tanrıların isteklerine bağlamak yerine temel sorulara doğaya uygun, akılcı cevaplar arayan bilinen ilk düşünür olmasındadır. O ve Miletos okulunun kendisinden sonraki filozofları böylelikle Batı dünyasının gelecekteki bilimsel ve felsefi düşüncelerinin temellerini atmışlardır.
Thales’in Yeryüzü Su Üzerinde Durur Görüşü
Aristoteles’e göre Thales, yeryüzünün su üzerinde durduğunu söylemektedir.
Bu anlayışın kökeninde, dönemin coğrafya bilgisinin etkisi olduğu düşünülebilir. Nitekim günümüzde ‘Cebelitarık’ olarak adlandırılan ve Akdeniz’in Atlas Okyanusu’na açıldığı yer olan boğaz, Eski Yunan söylencesinde “bilinen dünyanın sonu” olarak kabul edilmekteydi (Erhat, 1989: 72-73). Bu coğrafya bilgilerine dayanan kökenin yanı sıra çok önemli mitolojik temeller de vardır.
Eski Yunan söylencesine bakıldığında irili ufaklı, her türlü akarsu tanrısal özelliktedir. Çünkü bunlar, Okeanos ve Tethys’in çocukları olarak kabul edilirler. Yeryüzü, üzerinde bulunan bu akarsuların yanı sıra Okeanos adı verilen tanrısal su ile çevrilidir. Bu anlayışa göre Okeanos, kara parçası anlamındaki dünyanın sınırıdır (İlyada, Xıv 200) ve sürekli akış hâlinde olan bu suyun sınırlarına ulaşmak, derin burgaç ve akıntılardan dolayı imkânsız olarak kabul edilirdi. Aynı zamanda bütün nehirlerin ve ırmakların da babası kabul edilen Okeanos’un tarihsel benzeri Mezopotamya mitolojisinde de göze çarpar.
Thales’e göre yeryüzü, bir tahta parçası veya ona benzer bir şey gibi suyun üzerinde yüzmektedir. Aristoteles, Thales’in bu görüşünü iki yönden eleştirir. İlkin, havanın sudan daha hafif olduğunu, suyun da topraktan daha hafif olduğu belirtir. Dolayısıyla daha hafif olanın daha ağır olandan aşağıda bulunmasının doğaca imkânsız olacağını belirtir. İkinci olarak da doğal gözlem verilerinden hareketle, su üzerine konulan ve sudan daha ağır parçaların suya batmasından dolayı, yeryüzünün de suya batması gerekeceğini ileri sürerek Thales’in bu görüşünü eleştirir (Gökyüzü Üzerine, 294b5)
Thales’in Her Şey Ruhlarla Doludur Görüşü
Thales ile ilgili aktarılan ve felsefe bakımından tartışılan üçüncü görüş “her şeyin ruhlarla dolu ve canlı olduğu” anlayışıdır. Konumuz bakımından ele alındığında Thales, ruhun devinim olduğunu söyleyen filozoflar arasında anılır.
Thales’in ruhun devindirici güç olduğunu iddia eden düşünürler grubuna dahil olmasının temel gerekçelerinden biri, Thales’in mıknatısın çekim gücü bulunduğunu fark etmiş olmasıdır. Bu gücün Thales’i ruhun devindirici güç olduğunu düşünmeye sevk ettiği belirtilir (Ruh Üzerine, 405a15-20). Bu devinim sağlayıcı unsurlar aynı zamanda havada da bulunur ve bu filozoflar için havanın canlılık sağlayıcı olarak kabul edilmesinin nedeni de budur. Aristoteles, bu anlayışın kaynağının Orpheusçu şiirlerde bulunabileceğini belirtir. Bu şiirlere göre ruh, soluk veya benzeri bir yolla dış evrenden canlının bünyesine giren bir unsurdur. Bu, başka bir ifade ile canlı maddeciliktir. Aristoteles’in dolaylı yolla da olsa Thales’e atfettiği ‘canlı madde’ anlayışı, Aristoteles’in eleştirilerinin de odak noktası olan sorunun çözümüne yöneliktir.
Kendiliğinden hareketin imkânını temele alan ve her şeyde ruhların bulunduğunu ileri süren bu görüş, Aristoteles tarafından onun ‘maddi neden’ öğretisi çerçevesinde eleştirilmektedir. Aristoteles’e göre yalnızca maddi nedenin kabul edilmesi, bize oluş ve bozuluş anlamındaki hareketi vermekten uzaktır. Çünkü bunun tersi düşünülecek olursa dayanak olarak kabul edilenin kendisinin aynı zamanda kendi değişmesinin nedeni olması gerekecektir. Bunu daha açık olarak “örneğin tahtanın veya tuncun değişmesinin nedeni, ne tahta ne de tunçtur. Yatağı yapan tahta, heykeli yapan tunç değildir” (Metafizik, 984a23) şeklinde ifade eder.
Yine de Aristoteles’in bu düşünceden ne ölçüde etkilenmiş olduğunun göstergesi olan ifadeleri dikkat çekicidir: “Hayvanlar ile bitkiler, toprakta ya da suda meydana gelirler. Çünkü toprakta su, sudaysa ‘soluk’ (pneuma) vardır. Her ‘soluk’ta da, ‘ruh sıcaklığı’ (thermoteta psük- hiken) bulunur. Böylece her şeyin ‘ruh’la dolu bulunduğu anlaşılmaktadır” (Metafizik, 762a 20). Bu “canlı madde” anlayışı, Thales’e atfedilen, zorunluluğun en büyük güç olduğu, çünkü her şeyi kontrol ettiğine ilişkin düşünceyle beraber ele alındığında varlıkta meydana gelen değişim ve dönüşümlerin Hesiodos’un tanrılar anlayışı uyarınca dışarıdan ve belli ölçülerde keyfî olan dinamiklerinin yerine içsel ve “keyfiyeti” dışlayan bir anlayış getirilmiş olduğunu düşündürmektedir, her ne kadar Aristoteles tarafından Thales’in su’yu her şeyin ilk ilkesi olarak seçmesinin nedeni olarak Okeanos veya eski dönemlerde üzerine yemin edilen Styx gibi örnekler gösterilse de artık Okeanos bir baba olarak Tethys bir ana olarak ve pınarlar ile dereler de dünyayı saran akarsular olarak insan biçimci tanrısal özellikleriyle Thales’in doğa olayları ile ilgili açıklamalarında yer almamaktadırlar.
Thales’in Politika ve Doğa Anlayışı
Bir hikayeye göre Thales havayı ve hasatı tahmin ederek Miletos’taki bütün zeytin basmaklarını satın alıp iyi bir ürün elde ederek zengin olur. Aynı hikayenin bir başka versiyonun da Miletoslulara, basmakları satın almasındaki amacının zengin olmak değil; zekasını her alanda kullanabileceğini göstermektir.
Birçok anektod, Thales’in yalnız bir düşünür olmadığını; politika ile de ilgilendiğini belirtmiştir. Politika konusunda eşsiz bir yol gösterici olsa da politikadan uzak kalmayı yeğlemiştir. Herodot’a göre Thales’in politik hayatı, Ege bölgesindeki İonyalıların bir federasyon içinde birleşmelerini savunması ve Anatolia’yı Perslere karşı savunmasıyla başlamıştır. İonyalıların bir çok kentini egemenliği altına almış olan Kral Kroisos, güçlenmeye başlayınca Lidyalılar ve Medes arasındaki savaşın altıncı yılında Thales’in önceden tahmin ettiği güneş tutulması olunca savaş sona erer. Thales bu olayın ardından doğayı incelemeye başlamış, ve doğa felsefesiyle ilgilenen ilk İonya okulunu kurmuştur. Doğa üzerine ilk Thales konuşmuştur ve ileride özellikle kendisinden sonraki düşünürler için çok büyük bir önem taşıyacaktır.
Özellikle Eski Hellen filozofları dünyanın temel maddesinin ne olduğu sorunuyla uğraşmışlardır. Thales ilk olarak, pratik yararlar için değil de sadece doğru uğruna sorularla boğuşmuştur.
Thales’in Din ve Adalet Anlayışı
Thales’in, din üzerine olan düşüncelerini yine Diogenes Laertios aktarmıştır. Thales öncelikle başlangıcı ve sonu olmayan bir Tanrı kavramından söz etmiştir. Ona göre Tanrı, iyi ve adildir (dikaios) dolayısı ile insanların da öyle olmasını istiyor.
Thales demokratik bir görüşe sahip değildi. Miletoslu Tiran Thrasybulus’un döneminde Solon’a ,onun tiranlığı hoş bulmadığını düşünerek, bir mektubunda onunla başka bir yerde yaşamayı önerir. Thales’in adalet üzerindeki düşüncesi hukukun hem bilimsel hem de ruhsal yanını kapsar. Öğüt niteliğindeki yurttaşlar arası hukuksal düşünceleri şunlardır;
– Çocuklarınızdan, sizin kendi ana babanıza gösterdiğiniz kadar sevgi bekleyin.
– Acınmaktan çok, gıpta edilin.
– Güvendiğiniz kişilerin sizi etkilemesine engel olun.(Kefaletin yoldaşı felaket.)
– Zengin olun,ama başarı için. Kötü bir şekilde zengin olmayın.
– Başkalarını suçladığınız şeyleri kendiniz yapmayın.
– Tembellik hoşa gitmez. Zengin de olsanız tembellik etmeyin.
– Herkese güvenmeyin.
– Ölçülü olun.
– Kendinize hakim olmamanız zarardır.
– Eğitim eksikliğine katlanmak zordur.
Thales’e göre, bir adam düşmanlarının kötü bir durumda olduğunu biliyor ise güçlüklere daha kolay katlanabilir. Erkeklerin kadınlardan daha iyi olduğunu; Yunanlıların da Barbarlardan daha iyi olduğunu düşünür. Thales’e göre mutlu bir insan, bedensel olarak sağlıklı,becerikli ve doğayı öğrenebilen kişidir.
Yedi Bilge ve Thales
Mitolojik kıyıları yavaş yavaş ilk terk edenler, bir Yunan kolonisi olan ve Küçük Asya’nın (Asia Minor: Anadolu) Ege kıyısında yer alan Ionia’nın özellikle Miletos ve daha başka şehirlerinde yetişen doğa düşünürleri ya da ilk evren bilimcileri olmuştur.
Yaşadıkları dönem felsefe tarihine 19. yüzyıl âlimlerince “Sokrates Öncesi Dönem” olarak kazınmıştır. Böylece bu düşünürlerin geliştirdiği düşünceler ve kullandıkları sırf gözleme dayalı yöntemler ile Sokrates ve sonraki düşünürlerin geliştirdiği felsefe ve felsefi yöntemler arasında büyük bir ayrım olduğuna dikkat çekmek istenmiştir.
Ama şu da bir gerçektir ki, Ionialı düşünürler tarih sahnesine çıkmamış olsalardı, Batı Felsefesinin temel direkleri olan Sokrates, Platon, Aristoteles gibi filozofların da ortaya çıkması olanaksız olacaktı.
Felsefe tarihinde Miletos Okulu olarak bilinen (İÖ 6. yüzyıl) okul, Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes’in doğayla ilgili gözleme dayalı bilgilerle örülü düşüncelerinden bina edilmiştir. Söz konusu düşünürlerin felsefenin temelini oluşturmasının nedeni ise, Homeros ve Hesiodos’tan farklı olarak doğayı mitolojik bir yaklaşımla değil, akılcı ve bilimsel bir yaklaşımla ele alıp incelemeye başlamış olmalarında ve bu konuda geleneğin verdiği cevaplarla yetinmeyip “evrenin ilk ilkesi nedir, yani arkhe nedir,” şeklindeki ilk felsefi soruya verdikleri yanıtlarda yatar. Onlar “tek olanı, bütün varlıkların değişmez maddi ilkesini” aramaya başlayarak Yunan felsefesinin doğumunu müjdelemişlerdir.
Miletoslu düşünürlerin ilki, Miletos Okulu’nun kurucusu olduğu gibi, felsefenin ve bilimin kurucusu olarak da görülen Thales’tir (Θαλῆς ὁ Μιλήσιος). İÖ yak. 625 ve 545 yılları arasında yaşadığı düşünülen ve kimilerine göre Fenikeli soylu bir aileye mensup, kimilerine göre de Miletos’un has vatandaşı olan Thales Yunan’ın Yedi Bilgesi’nden biridir. Bu yüzden Thales’e geçmeden önce Yedi Bilge’yi tanımak gerekir:
Geleneğe göre, Yunanistan’ın Yedi Bilgesi olarak adlandırılan kişiler, M.Ö. yaklaşık 620 – 550 arasında yaşayan ilk düşünürlerdir. Bunlara M.Ö. 6. yüzyılın düşünürleri de denir. Sonraki yüzyıllarda bilgece söyledikleri sözlerle tanınan bu düşünürler Miletli Thales, Mytileneli Pittakos, Prieneli Bias, Atinalı Solon, Lindoslu Kleobulos, Khenaelı Myson ve Spartalı Khilon ve Korinthoslu Periandros idi. Bunlar hakkında ilk yazılı belge Platon’un Protagoras adlı diyaloğundaki Sokrates’in sözleridir.
Şöyle der Sokrates:
“Hepsi Sparta eğitimine hayrandı ve hepsi bu eğitimle yetişti. Kısa ve öz deyişleri hafızlara kazındı. Her birinin ağzından özellikle şu deyiş hiç düşmedi: Kendini bil; Hiçbir şeyde aşırıya kaçma. İşte bu tür deyişlerle felsefi düşünme tarzı eskiler arasında çok yaygındı.”
Milet Okulu, İyonya Okulu, Miletos Okulu Filozofları
Milet Okulu, Antik Çağ Yunan felsefesinin özdekçi felsefe okuludur. İyonya okulu deyimi; Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes gibi ilk üç Yunan düşünürünün Milet okuluyla Efes’li Herakleitos’un öğretisini kapsar. Felsefe tarihinin ilk okul veya düşünce geleneğini oluşturan İyonyalı filozoflar Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes olarak sıralanır.
Kendilerini çevreleyen dünyaya özdeksel bir temel arayan İyonya okulu karşısında, idealist bir temel arayan Elea okulu yer alır. Antik Çağ Yunan felsefesinde bu iki okul, özdekçilikle ruhçuluğu simgeler. Kendinden önceki felsefeyi anlatan Aristoteles, Metafizik’inin birinci kitabında şöyle demektedir:
“İlk olarak felsefeyle uğraşanlar, bütün nesnelerin ilk temelinin yalnız özdek biçiminde olduğunu sanıyorlardı. Bu çeşit felsefenin asıl başı olan Thales bunun su olduğunu söylüyor.”
İyonya okulu, geleneksel kanıtlarla uyuşup donmuş olan insan düşüncesine, yepyeni ve bilimsel bir dünya görüşü getirmesi bakımından çok önemli bir düşünce hareketidir. İnsan, bu hareketle, geleneksel dogmaların karşısına kendi usunu çıkarmıştır. Bu, insan yaşamında, temel bir değişikliktir.
İnsan düşüncesi, iyonya okuluyla, çevresindeki sırlara başkaldırmış ve özgürlükle bu sırları usavurmaya başlamıştır. İyonya okuluyla başlayan bu usavurma, insanı gerçek insan etme yolunda, her an biraz daha gelişerek, günümüze kadar sürüp gelmiştir. İnsanoğlu, İyonyalılardan beri, doğanın yapısına her gün biraz daha sokulmaktadır.
İyonya veya Miletos Okulu, felsefenin ilk okulu olarak ortaya çıkarken, Batı Anadolu kıyılarındaki İyonya da Antik Yunan felsefesinin ilk merkezi olarak seçkinleşir. İyonya Okulu (Milet Miletos Okulu)nu meydana getiren bu üç filozofta, bugünden geriye dönüp baktığımız zaman ortak bazı özellikler tespit edebiliyoruz.
Söz konusu üç filozof bir kere her şeyden önce, mitopoetik düşünceden kopuşu ve felsefi düşünüşe geçişi simgeler. Buna göre, dünyayı açıklamanın biri doğaüstü güçlere gönderimle gerçekleşen mitik veya mitolojik diğeri ise doğal nedenlere başvurmaktan meydana gelen doğal yol olmak üzere, iki yolunun bulunduğunu kabul ettiğimizde, physici ya da physiologi adıyla sınıflanan Miletoslu doğa filozoflarının, mitolojik açıklama tarzına alternatif bir açıklama tarzı geliştirmiş ve böylelikle, felsefenin kendisini öne sürmesinin temsilcisi olmuş oldukları söylenebilir.
İkinci olarak bu filozoflar, herhangi bir çıkar, pratik amaç gözeterek değil de salt bilmek ya da anlamak için felsefe yapmışlardır. Öte yandan, Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes, her ne kadar felsefede onların yaşadıkları çağda madde ile ruh arasında bir ayrım yapılmamış olsa da felsefe tarihinin ilk materyalistleri olarak bilinirler. Nitekim, nedensel bir varlık anlayışı ortaya koyan ve varlığa ilişkin doğru bir açıklamanın maddi, fail, formel ve ereksel olmak üzere, dört ayrı nedeni ortaya koyması gerektiğini belirten Aristoteles’e göre, Miletoslu filozoflar yalnızca maddi neden üzerinde yoğunlaşmışlar ve varolan her şeyin kendisinden türediği arkhe ya da maddi nedeni belirledikleri zaman, varlığı açıklayacaklarını, neyin gerçekten var olduğunu belirleyeceklerini düşünmüşlerdir.
Onlar, bundan dolayı aynı zamanda iki ayrı anlam içinde monist filozoflar olarak sınıflanırlar. Bu filozofların monist olarak sınıflanmalarının nedeni, öncelikle onların maddeyi evrendeki tek gerçeklik olarak görmeleri, yani dış dünyayı meydana getiren çokluğun gerisinde bir birlik aramaları ve madde söz konusu olduğunda da daha sonraki plüralistler gibi, varlığın temeline birçok arkhe ya da maddi neden değil de tek bir madde yerleştirmeleridir.
Miletoslu filozoflar, maddi neden dışında bir neden, fail veya final neden düşünmedikleri ve özellikle de maddeye hareket verecek, onu harekete geçirecek bir dış güç tasarlamadıkları, maddenin kendisi de cansız ve hareketsiz bir kütle olduğu için arkhe olarak, kendi kendisini harekete geçirecek, kendi hareketini yine kendisinin açıklayacağı bir ilk madde aramışlardır. Bundan dolayı, onlar aynı zamanda hilozoistler olarak sınıflanırlar.
Miletoslu filozoflarda ortak olarak sergilendiğini gördüğümüz başka bir nokta da onların “hiçten hiçbir şey çıkmayacağı”(nihil ex nihilo fit) ve dolayısıyla madde ya da dünyanın ezeli olduğu inancıdır. Aynı zamanda tüm Yunanlı filozoflar tarafından paylaşılan bu inancın bir gereği olarak, hiçten yaradılış veya maddi dünyanın zaman içinde bir başlangıcı olduğu düşüncesi, onların akıllarının ucundan dahi geçmemiştir.
THALES ve MİLET OKULU
Miletli Thales (M.Ö. 640 – 550) olarak da anılan Thales, eski bir İonia kolonisi olan Milet’te yaşamış ve Milet Okulu’nun temsilcilerinden birisi olmuştur. Milet, Batı Anadolu kıyılarının zengin bir ticaret kentidir.
Bir söylentiye göre Thales 585 yılında güneşin tutulacağını önceden haber vermiş. Eğer söylenti doğru ise, Thales’in düşünüş biçimiyle ilgili bir kaynak bazı geometri konularını Thales’in bulmuş olduğunu haber verir. Bu söylenti, bizi Thales’in Mısırlıların geometrisini bildiği ve belki de Mısır’da bulunduğu düşüncesine götürüyor. Tüm bu bildirilenlere inanmak gerekirse; Thales’i, pek çok geziler yapmış ve bu gezileri rast gele değil de bilgi edinmek için yapmış bir insan olarak benimsemek gerekir. Belki de bu gezilerinde Thales, zamanının uyu iki büyük bilim merkezine, yani geometrinin vatanı olan Mısır’a ve zengin astronomi gözlemleri olan Babil’e de gezi yapmış olabilir. Mısırlıların geometrisi ile Babillilerin astronomisi, Yunanlıların eski Doğu kültüründen miras olarak aldığı iki önemli bilimdir. Yunan düşüncesinin gelişmesinde bu iki bilimin çok büyük etkisi vardır.
Thales’in felsefesi ile ilgili olarak Aristoteles tek bir yargıdan söz eder: “Her şeyin kaynağı su’dur.” Bir başka deyişle: Her şey ıslak bir maddeden çıkmıştır. Thales acaba bu yargıya nasıl ulaşmıştır? Aristoteles bu konuda bazı tahminlerde bulunuyor. Çünkü o Thales’in yapıtlarını kendisi görmüş değildi. Aristoteles’in tahminine göre Thales bu tezini doğanın gözlemlerinden çıkarmış olsa gerekir. Aristoteles’in bu tahmini büsbütün yanlış sayılmaz. Çünkü Thales, büyük bir olasılıkla, Mısır’da bulunmuştur. Mısır’daki tüm yaşam, bilineceği gibi, her yıl yinelenen Nil’in taşkınlarından etkileniyordu. Belki de Thales Nil’in taşkınlarından sonra bitki ve hayvan yaşamlarının nasıl birdenbire fışkırdığına kendisi tanık olmuştur. İşte bu gözlemdir ki Thales’e suyun yaratıcılığını ilham etmiş olabilir.
Ayrıca Thales’in kendisi de bir sahil kenti olan Miletlidir. Bu ve benzeri tezlerin eski dönemlerden beri var olduğunu da dikkate almak zorundayız. Nitekim Homer, her şeyin temelinde okyanusun bulunduğunu savunuyordu. Başlangıçta yalnız su vardı, kayalar sonradan oluşmuştur. İşte eskiden beri var olan bu düşüncelere, Mısır’daki gözlemlerini de eklersek Thales’in her şeyin aslının “su” olduğu tezine nasıl ulaştığını anlamak daha bir kolaylaşır. Burada şu noktaya dikkat etmelidir: Thales tüm varlığı, temel görevini üstlenen tek bir temel unsura “Arche”ye, yani suya dayandırmaktadır. Bu temel unsur yalnızca her şeyin başlangıcında bulunmaz, aynı zamanda tüm varlıkları da oluşturur.
Thales’e göre her şeyin başlangıcı belirli bir unsurdur. Gerek sonraları ve gerekse günümüzde bu madde, bu unsur, edilgen bir şey olarak anlaşılmaktadır. Edilgen maddenin karşıtı olan etken maddeyi, “canlı” olarak benimseyebiliriz. Ancak Thales için maddenin karşısına konacak başka bir şey yoktur. Çünkü ona göre, maddenin kendisi, doğal olarak canlıdır. Nasıl canlı bir varlık hareket eder ve biçimini değiştirirse, canlı olan bu madde de hareket eder ve değişim halinde bulunur. Bunun içindir ki Thales: “Nasıl oluyor da sudan tüm varlıklar meydana gelebiliyor?” sorusunu sorma gereksinimi duymaz. Çünkü temel olan unsur “su”dur ve de su canlıdır. Her canlı gibi o da öteki varlıkları kendisinden yaratmak gücüne sahiptir.
Daha sonraları bu maddeyi canlı ve yaratıcı var sayma görüşüne “Hylozoizm” denmiştir. Aristo’nun aktardığına göre bu görüş, aynı zamanda, her şeyde Tanrıların gizli olduğuna da inanır. Yani her şey Tanrılarla dolu demek, her şey canlı demek oluyor. Thales’de farklı olan şey; birtakım gözlem ve düşüncelere dayanarak evrenin kaynağını açıklamak için, bir denemeye girilmiş olmasıdır. Bu açıklama, suyun organik yaşam için gerekliliğiyle ilgili gözlem ve deneylere dayanır. Bu dönemde yapılan gözlemlerden başka, Thales’in kendine ait, tümüyle teorik olan düşünceleri vardır. Bu teorik görüşler, evrenin bir başlangıcı olması gerektiği düşüncesinden hareketle: “Hiçten hiçbir şey meydana gelmez” kuramına dayanır.
Hiçten hiçbir şey meydana gelmeyeceğine göre bu evrenin başlangıcında yaratıcı bir varlığın bulunması gerekir. Thales’in evrenin oluşumu ile ilgili başlıca görüşleri bunlardır. Onun bu görüşlerini bir yana bırakırsak, Thales’in evren düşüncesi eski şairlerinkinden pek farklı değildir, Thales’te de aynı eski şairler gibi, evreni bir okyanusun kapladığı ve dünyanın bu okyanus ortasında düz bir tekerlek (kurs) gibi yüzdüğü görüşü, güçlü bir olasılık olarak vardır.
Yorumlar
Yorum Gönder