3 ANAKSİMENES MÖ 585-525 (Anaksimandrosun talebesi)
Anaksimenes (MÖ 585, Milet, Karya - MÖ 525), doğa filozofu ve geleneksel olarak Batı dünyasının ilk filozofları kabul edilen Miletos'lu üç düşünürün sonuncusudur. Helenistik döneme ulaşabilen yazılarından günümüze kalanlar, yalnızca sonraki yazarların kendi çalışmalarına aldıkları bazı bölümlerdir. Bu nedenle Anaksimenes'in düşüncelerine ilişkin yorumlar çoğunlukla birbirleriyle çelişir.
Düşünceleri İlkçağda çok etkili olmuştur. Onun düşüncelerinin izlerini, kendisinden sonraki pek çok düşünürde görüyoruz. Bu düşüncelerin geniş bir alana yayılmasında, Miletos'un İranlılarca alınması ve tahrip edilmesi sonucu öğrencilerinin her yöne dağılmaları etkili olmuştur. Anaksimenes, aynı Anaksimandros gibi bir fizikçi, bir doğa bilimcisidir. Onun da öncelikle doğa olaylarıyla ilgilendiğini görüyoruz. O da doğa olaylarını, bir doğa bilimcisi gibi açıklamak istemiştir. Bunun için, onun açıklamalarında da dini yorumlara rastlanmaz. Eserini, ölçülü ve yansız bir anlatımla yazmıştır.
Hayatı[değiştir | kaynağı değiştir]
Mevcut bilgilere göre MÖ 6. yüzyıl da yaşamış ve MÖ 525 yılında ölmüştür. Pratiğe yönelik işlek bir zekaya ve engin bir düşünceye sahip yetenekli bir gözlemcidir. Milesian okulunun en genç bireyidir ve Anaksimandros'un öğrencisi olmuştur. Ondan farklı olarak o da Thales gibi ilkeyi tekrar görünür bir tözde aramıştır.
Anaksimenes'in kendisinden sonrakilere ulaşan yapıtı, fizikçilerin geleneğine uygun olarak: ‘Doğa Üzerine’ adını taşır. Aristo'nun aktardığı bilgilere göre, Anaksimenes'in düşünceleri daha çok Thales'e yakındır. Bu durum, Anaksimandros'a göre bir gerileme sayılabilir. Anaksimenes'in asıl ilgi alanı görünür evrendir. Eserini iyon lehçesiyle gereksiz süslemelerden kaçınarak basit bir dille yazmıştır.
Teorileri[değiştir | kaynağı değiştir]
Ana madde ‘hava’[değiştir | kaynağı değiştir]
Thales'in ‘su’ ana maddesinin yerini, Anaksimenes'te ‘hava’ alır. Böylece Anaksimandros'un aksine, ana maddeyi sınırlandırır, yani belirli bir madde ile bir tutar. Ama Anaksimenes'in her biri maddenin farklı biçimlerine özgü yoğunlukların karşılığı olan farklı nem yoğunlaşması derecelerinin varlığına inandığı açıktır. Aer ‘en eşit biçimde’ dağıldığında, atmosferin bildiğimiz ve göze görünmez havasını oluşturur. Ama yoğunlaşma sonucunda önce buğu ya da bulut, sonra su, en sonunda da taş, toprak gibi katı maddelere dönüşür, gözle görülebilir hale gelir.
Anaksimenes'in, Thales'teki su yerine neden havayı koyduğunu anlamak güç değildir. İlk öğenin Thales'in ana madde olarak ‘su’ yu alması, suyun yaşam açısından taşıdığı önemden kaynaklanır. Aynı şeyler ve hatta daha da çoğu, ‘hava’ için de söylenebilir. Öncelikle havanın kapladığı alan sudan daha geniştir. Havanın fırtınaları suyunkinden daha şiddetlidir. Son olarak, yaşayan varlıklar için hava sudan çok daha önemli ve gereklidir. Anaksimenes doğanın oluşumuyla ilgili çok daha somut, çok daha açık olan düşünceler üretmiştir. Ona göre her şey havadan oluşur. Hava hem gevşeyen ve hem de sıkışabilen bir şeydir. Hava gevşeyince yukarıya doğru yükselen ateş olur. Hava sıkışınca önce buhar ve duman olur. Bu duman ve buhar bulutları daha çok sıkışınca yağmur olur, su olur. Suyun sıkışması sonunda önce çamur, sonra toprak, en sonra da taş olur. O halde ateş-su-toprak, öz olarak hava ve onun gevşeyip sıkışmasının dereceleridir. Bu nedenle sıcaklık ve kuruluk seyrekliği ifade ederken soğukluk ve ıslaklık yoğunlaşmış maddeyle ilişkilidir.
Tanrısal Güç ve Ruh Kavramı[değiştir | kaynağı değiştir]
Ana madde olarak düşündüğü ‘hava’yı Tanrı gücüyle dolu olarak düşünür. İnsan nefesini, bedeni dolduran havayı insana can veren ilkeyle,insan ruhu (psyche) ile bir tutmuştur. Ruh kavramı ile ilk kez Anaksimenes'te karşılaşıyoruz. "Tüm canlıların ruhu vardır" diyen Anaksimenes, doğada canlı-cansız ayırımını da ilk kez yapan düşünürdür.
Aer’in sonsuz bir hareket içinde olduğuna ilişkin varsayımı, onun aynı zamanda aer’in canlı olduğunu düşündüğünü de gösterir. Sonsuza değin canlılığını koruduğu için aer, tanrısallığın tüm niteliklerini barındırır ve öteki tanrıların nedeni olduğu gibi, her türlü maddenin de nedenidir. Aynı hareket aer’in bir fiziksel konumundan bir başkasına geçişini de açıklar. İçinde ilk madde ile ilk gücün birleşerek üst düzeyde bir sentez oluşturduğu ilkeyi hava diye koyan öğretisiyle Anaksimenes geç Stoa felsefesine kadar uzanan bir öğretinin, her şeye hükmeden pneuma öğretisinin kurucusu olmuştur.
Fiziki düşünceleri[değiştir | kaynağı değiştir]
- Yeryüzü tepsi şeklinde imiş. Yassılığından dolayı havanın üzerinde duruyormuş. Kosmos'u soğuk ve hava sararmış.
- Yıldızlar ise ona göre yeryüzünün altında değil çevresinde dolaşırlarmış.
- Ayın ışığını güneşten aldığını söylemiş ve ay tutulmasının doğru açıklamasını ilk olarak o yapmış.
- Deprem kuramını ortaya koymuş. Yer depreminin nedeninin yeryüzünün kendisi olduğunu söylemiş. Ya sıvının gevşettiği ya ateşin kemirdiği ya da içindeki havanın şiddetinin sarstığı bir takım parçaları yeryüzünden kayıp düşüyorlarmış.
- Ona göre güneş bir yaprak gibi yassı imiş.
- Evrenin 7 bölümlü bağlantılı bir düzeni varmış.
- Ayrılmamış(öğe)yapısı
- Yıldızlarınki
- Güneşin dolaştığı küre
- Ayın küresi
- Yağmur, gök gürültüsü, karı meydana getiren havanın birleşmesi ve dizilişi
- Deniz, ırmaklar
- Toprak (Her şeyi besler, sudan meydana gelmiştir. Suyun kaynağı ise "sıkışmış hava"dır.)
Bilimsel Düşünceleri[değiştir | kaynağı değiştir]
Zaman zaman ay ışığında görülen gökkuşaklarından söz etmiş, suyu yaran bir küreğin çıkardığı yakamozları tanımlamıştır. Düşüncesi mitolojiden bilime geçişin tipik özelliklerini taşır. Gökkuşağını bir tanrıça olarak değil de güneş ışınlarının yoğunlaşmış hava üzerindeki etkisi biçiminde ele alması, düşüncesinin ussal yanının kanıtıdır. Ancak evrenin bir yarımküre olduğu yolundaki inancından da anlaşılacağı gibi,kendinden önceki mitolojik ya da mistik eğilimlerden gene de bütünüyle arınabilmiş değildir. Bu nedenle Anaksimenes'in kalıcı katkısı kozmolojisinde değil, evrenin yapısında yoğunlaşmanın ve seyrelmenin de bir yeri olduğu görüşünde yatar. Bu görüşü ve maddeler arasındaki açıkça görülebilir niteliksel farklılıkları yalın nicelik farklılıklarına indirgemesi, bilimsel düşüncenin gelişiminde çok etkili olmuştur.
Anaksimenes, M.Ö. 585 ila M.Ö. 525 yıları arasında yaşamış olan, tarihin ilk filozoflarındandır ve İyonya Okulu’nun son filozofudur. Anaksimenes’in hayatıyla ilgili olarak günümüze pek fazla bilgi ulaşmamıştır. Onun hakkında bildiğimiz en net bilgi ise onun Anaksimandros’un öğrencisi olduğudur.
ANAKSİMENES
Milet Okulu düşünürlerinin sonuncusu olan Anaksimenes kendinden önceki iki Miletli düşünür gibi öncelikle arkhe sorununa yönelmiştir. Ona göre arkhe, hava (aer) idi ve Anaksimenes tek tek var olan her şeyi havanın niteliksel değişikliklerine göre açıklamaktaydı. Temel maddenin sınırsız hava olduğunu söylemekte ve var olmuş ve var olacak bütün şeylerle ilahi varlıkların ve tanrıların bu temel maddeden oluştuğunu savunmaktaydı.
Ona göre hava sınırsızdır, her şeyi kaplar, kuşatır. Bu maddeden var olan, var olacak olan her şey meydana gelmiştir. Tanrılar bile havadan meydana gelmiştir. Ayrıca bu temel maddeden başka diğer şeyler de meydana gelir.

Anaksimenes
Anaksimenes sonraları dört temel öge olarak benimsenecek olan toprak, su, hava ve ateşi felsefede ilk kez tam anlamıyla konu edinen kişidir. Bu temel unsurlara daha önce Anaksimandros’ta da değinilmiş; fakat bu açıklıkla ortaya konmamıştır. Anaksimandros’a göre yazın sıcak olan öge hâkim olup soğuk olanı geriletir. Kışın ise soğuk olan öge hâkim olur ve sıcak olanı geriletir. Bu ilişki karşılıklı bir gerilim üzerinden tüm evrende sürüp gitmektedir.
Anaksimenes’in Yeryüzü Anlayışı
Anaksimenes, yeryüzünü tekrar bir nesnenin üzerine yerleştirmiş, bu da astronomi alanında bir gerileme olarak kabul edilmiştir.
Anaksimenes’e göre yeryüzü bir tepsiye benzemekteydi ve Anaksimenes bu tepsinin topraktan yapıldığına inanmaktaydı. Bu toprak yine evrenin merkezine topaklaşmıştır. Toprakta yoğunlaşma, fazla sıkışma ve sürtünme ile parçaların koptuğunu ve bu parçaların fazla sürtünme ile ateşe dönüştüğünü söylemiştir. Güneş ve Ay da topraktan yapılmıştır fakat örneğin bunlardan Güneş, aşırı sürtünme nedeniyle ateşe dönüşmüştür.
Anaksimenes yeryüzünün, toprağın, evrenin ilk parçası olduğunu ve bu toprağın da havanın sıkışması sonucu meydana geldiğini söylemekteydi. Ona göre hava keseleştiği için önce yeryüzünü meydana getirdi ve bu yeryüzü tepsi şeklindeydi ve havada durmaktaydı.
Hepsi de topraktan meydana gelmiş olan Güneş, Ay ve gök cisimleri Anaksimenes’e göre yeryüzünün çevresinde belli yörüngelerde dönmektedir. Beş yıldızın ise yörüngede sabit durduğunu söyler. Güneş, yerin etrafında döner, Dünya’nın kuzeyi yüksek dağlarla kaplı olduğu için biz gece Güneşi göremeyiz.
Anaksimenes’in bize kazandırdığı en önemli fikir, evrendeki değişmenin niceliksel bir yönü olduğudur. Anaximenes’in gözünde değişim ve dönüşüm havanın değişik oranlarda niceliksel olarak değişmesinden ibarettir. Kozmos, havanın değişik biçimlere girmesiyle oluşmuştur.
Anaksimenes, Anaksimandros’un boşlukta duran silindir şeklindeki dünya anlayışı yerine, havada aynen bir yaprak gibi yüzen, bir masa kapağı şeklindeki dünya anlayışını geçirmiştir. Yine, Anaksimandros’un evrendeki çokluğu açıklamak üzere doğası itibariyle belirsiz bir töz, soyut bir arkhe öne sürdüğü yerde, Anaksimenes bir anlamda Thales’in bütün bir kozmosu tek bir bildik maddeye dayandırma düşüncesine geri dönmüştür.
Anaksimenes’in Arkhe Görüşü: Varlık Havadır
Anaksimenes, görünüşün gerisindeki akledilir gerçeklik, çokluğun arkasındaki akıl yoluyla kavranabilir birlik, kozmosta varolan her şeyin kendisinden türediği töz olarak aer ya da havayı öne sürmüştür.
O, ilk madde olarak havayı seçerken, hiç kuşku yok ki sadece çokluğun veya görünüşün gerisindeki birlik ya da gerçeklikle değil aynı zamanda birlikten çokluğa geçiş veya daha genel olarak evrendeki değişme olgusuyla da ilgilenmekteydi. Buna göre, onun felsefe alanında gerçekleştirdiği en büyük yenilik, birlikten çokluğa geçiş süreci üzerinde, varolan her şeyin havadan nasıl varlığa geldiğini açıklama işinde ilk kez yoğunlaşmış olmasından meydana gelir.
Anaksimenes, birlikten çokluğa geçiş sürecini açıklarken, havadaki sıkışma ve seyrekleşme kavramlarına başvurmuştu. Bu bağlamda, çok muhtemelen dudaklarımızı birbirine yaklaştırıp avucumuza üflediğimiz zaman, ağzımızdan çıkan havanın soğuk, ağzımızı fazlaca açıp, avucumuza üflediğimizde de ağzımızdan çıkan havanın sıcak olması gözleminden yararlanan filozofa göre, hava seyrekleştiği zaman ateş, sıkıştığı zaman da rüzgâr, bulut, su ve toprak haline gelebilir.
Bu çerçeve içinde; Anaksimenes, havanın seyrekleştiği zaman daha sıcak hale geldiğini ve böylelikle de ateş olma yoluna girdiğini, buna karşın sıkıştığı zaman daha soğuk olup katılaşma yoluna girdiğini düşünmüştü.
Anaksimenes’teki seyrekleşme ve sıkışma kavramları, birlikten çokluğa geçiş sürecini açıklamaya yaramalarının dışında, her tür niteliği niceliğe veya bütün niteliksel farklılıkları niceliksel farklılıklara indirgeme teşebbüsünü temsil eder.
Daha sonra farklı filozoflarda değişik versiyonlarıyla karşılaşacağımız bu teşebbüs, bu yönde atılan ilk adım olmak durumundadır. Buna göre, maddenin bütün niteliksel farklılıklarının tek temel madde ya da dayanak olarak havanın değişen sıklaşma ve seyrekleşme dereceleriyle açıklanabileceğini düşünen Anaksimenes, bir anlamda modern fiziğin temelinde yer alan “fiziki fenomenlerin matematiksel denklemlerde ifade edilebildikleri zaman ancak bilimsel olarak açıklanmış olacakları” kabulünü öncelemekteydi.
Anaksimenes, arkhe düşüncesini şu iki temel üzerine şekillendirmiş ve açıklamıştır:
1. Varlığın Ruhu Olarak Hava
Anaksimenes “Bir hava (soluk) olan ruhumuz -psykhe- bizi nasıl ayakta tutuyorsa, bunun gibi, bütün evreni (kosmos) de soluk ve hava sarıp tutar.” görüşündedir. Böylece, ruh kavramı felsefede ilk defa ortaya çıkmış olmaktadır.
Burada ruh, insanın canlı vücudunu ayakta tutan, daha doğrusu bir arada tutan, onu canlı kılan, onun cansız bir yığın olarak dağılmasını önleyen “şey”dir; burada ruh, yaşam diye, canlı vücudu cansızdan ayıran diye anlaşılıyor ve soluk ile bir tutulduğu için, maddi bir şey olarak düşünülmektedir.
Nasıl hava -soluk- olan ruh, insanın vücudunu cansız bir madde olarak dağılmaktan koruyorsa bunun gibi hava da evrenin bütününü, onun düzenini ayakta tutar.
Hava; canlı, canlandıran şey, etkin olan bir ilkedir. Onun bu canlılığı, etkinliği olmasaydı, evren, sadece, ölüm, dağılan bir yığın olurdu; boyuna yeni biçimler alan, kendini canlı olarak değiştiren, yaratıcı bir varlık olmazdı.
2. Varlığın Ana Maddesi Olarak Hava
Anaksimenes, ana maddenin canlı olması gerektiğini düşünmekle “madde” kavramının belirlenmesine doğru önemli bir adım atmıştır.
Anaksimenes, havayı hayatın ve ruhun asıl maddesi saymakla genel olarak madde kavramı da kendisinde bir şeyler olan, bir şeyler geçen, madde kavramı belirmiş, bununla da bu maddede olup bitenler üzerinde, maddedeki süreç üzerinde bir düşünmeye yol açmıştır.
Gerçekten Anaksimenes, bu soru üzerinde durup düşünmüştür: Kendi kendisiyle, aynı kalıp değişmeyen, bununla birlikte bir yığın kılığa giren ana maddedeki bu süreç, bu değişme nasıl oluyor?
Anaksimenes’in öğrettiğine göre hava, yoğunlaşma ve gevşemesiyle çeşitli nesnelere dönüşür. Genişlemesi ve gevşemesiyle ateş olur; yoğunlaşmasıyla rüzgarlar, bulutlar meydana gelir: Bulutlardan su, sudan toprak, yüksek bir yoğunlaşma derecesinde de taşlar meydana gelir.
Böylece, ateş, sıvı ve katı -maddenin bu üç ana biçimi- özü bakımından hep kendisiyle aynı kalan tek birana maddenin çeşitli yoğunlaşma ve gevşeme evrelerinden başka bir şey değildir.
evrim düşüncesi şu an için saçma gelse de enteresan bir hikayeye dayanır. anaksimenes, bir sabah her zaman yaptığı gibi kalkar ve deniz kenarına düşünmek için gider. fakat durumundaki terslik vakit ilerledikçe ortaya çıkacaktır. o, oturduğu yerden kalkmaz ve denize öylece bakıp durur. milet halkı da ilerleyen vakitlerde durumu farkeder ancak ellerinden hiç bişi gelmez. bütün uyarılarına rağmen filozof yerinden kalkmamakta hatta kendisine seslenenleri dahi duymamaktadır. anaksimenes, ertesi günde o şekilde oturur ve bu uzun düşünmeyi yerinden hiç bişi olmamış gibi kalkarak sonlandırır. milet halkı anaksimenes'in bu esrarengiz hareketine bir anlam verememektedir ve içlerinden biri dayanamayıp ona sorar;
- " neden iki gündür orda öylece oturup duruyorsun? "
anaksimenes'in cevabı basit ve düşündürücüdür;
- " şu deniz ne kadar değişik, ne kadar güzel bir varlık, biz insanlar gelsek gelsek balıktan gelmişizdir."
hatta bazı mitlere göre anaksimenes'in bu usamlama sonucu uzun bir süre başka kelam etmediği belirtilmektedir.
***ilk olarak ruh(psyche) kavramını ortaya atan ve bunu havayla bağdaştıran kişidir aynı zamanda. "tüm canlıların ruhu vardır." demiştir kendisi.
***havanin insana can verdigini soylemistir. ona gore hava ayni zamanda ilahi bir anlama sahiptir. evrenin yasamini saglayan ruh'un hava oldugunu iddia eder. felsefe tarihinde ilk defa ruhtan bahsetmistir, ancak ona soyut bir anlam yuklemektense hava ile ozdeslestirmistir.*
***yapıtlarının hiçbiri günümüze kalmamıştır. düşüncelerini, diogenes laertios’un açıklamalarından bilinir. anaksimenes’e göre eşyanın kaynağı / ilkesi sudan daha ince ve ufalanmış olan havadır. bölünmez ve tartılmaz olan bu öge yaşamın kaynağıdır. bütün varlıklar havadan gelir ve havaya döner. havanın temel özellikleri sonsuz büyüklük, sınırsızlık ve devinimdir. genleştiği yada yoğunlaştığı zaman ateş, su ve toprak meydana gelir. tikel gerçeklikler böylece, başlangıçta yer alan bu ilk ögenin yoğunlaşmasındaki farklardan türerler. anaksimenes’e göre yer, hava üzerinde duran düz bir yüzeydir; yıldızlar da yer’i çevreleyen bir küreye çakılmış çivilere benzer.
***Anaksimenes, Thales’in ortaya koyduğu “su” ve Anaksimandros’un ortaya attığı “Sonsuzluk” kavramlarını kabul etmedi. Ona göre bunların hiç biri temel kavram olamazdı. Anaksimenes, temel madde olarak “aer” kavramını ortaya attı.
****eurystratos oğlu anaksimenes, hint-germen zihniyetinden etkilenmiş olan yunan mitolojisinden ve babil-mısır-fenike-lidya kültürlerinden ister istemez etkilenmiş, buna rağmen geleneği de çatır çutur kırmaya çalışmış, thales ve anaksimandros'un yanında bir başka antika beyin. ha tabii ne mythos gelenekçileri maldı ne de ilk gelenek bükücüler logos peygamberleriydi, tarihi fabllaştırmaya ve din-bilim savaşına malzeme vermeye lüzum yok; zaten zekaya iq dersek, mensa'nın(yüksek iq topluluğu) üyelerinin birçoğunun, hatta yanlış hatırlamıyorsam çoğunluğunun batıl inançlara sahip olduğu gerçeğini bilmek kafanızı karıştırabilir.
daha önce dediğimi sandığım gibi, ben mitoloji ve doğa felsefesinin içerik olarak farklı olmadığı inancındayım, aradaki tek fark felsefenin kitleye açık olması, ve böylece insanların sunulan teorileri değilleyebilmesi yahut olumsuzlaştırabilmesidir, bir felsefecinin önvarsayılarını bir başka felsefeci yıkar, bu etkileşim de basamakları yaratır. psikolojik gözlem için nesnenin dışında farklı bir gözlemci nasıl gerekliyse, felsefede de bu böyledir. mitoloji, psikotik bir psikanalistin kendisinin analisti olması gibidir, gerçeklik anlayışı bozulan bir hastanın psişik dinamiklerine objektif ulaşımı kapalıdır; dış bir aracı, dış bir analist gereklidir. sadece psikotiklerin değil her insanın kendisine ulaşımı belirli seviyelere kadar kapalıdır, felsefenin insanın subjektif filtresine dokunmadan geçmesi ise mümkün değildir, bu subjektif filtrenin bilincin dışarı atamayacağı bilinçdışısal bir bölgeye sahip olmadığını söylemek de pek mümkün değildir.
böyle bir durumda din konusunda tek dinamiğin 'zeka' olduğunu düşünürken kişinin abdestinden şüphe etmemesi saldırgan bir hata olur. dincilerin hatalı olduğunu, yanlış mantık manevralarına başvurduklarını varsayalım; bu onların her şeyde mantıktan yoksun olduklarını mı gösterir? bizler daimi mantıklı insanlar değiliz, kimi felsefe öğrencileri arasında şöyle bir muhabbet vardır: "kinist olup fıçıda yaşamam gerekirken formal mantıkla didişiyorum", böyle ne büyük iskender ne de diyojen olabilmiş büyük iskender gibi dolanır bunlar; formal mantık öğrenmenin hiçbir mantığı yoktur, bilim insanı olmanın hiçbir mantığı yoktur, filozof olmanın hiçbir mantığı yoktur, hatta nefes almanın dahi mantığı yoktur, ama bunları yapmak onları sistematik düşünme yeteneğinden alıkoymaz, bunları yapan insan logismos fakirliğinden ölmez.
din ve bilim aynıdır, birinin gerçeklik dediği şey din, diğerinin gerçeklik dediği şey de bilim olabilir, ikisi de yeterince tutarlı yahut tutarsız olur, ama ikisi de tamamıyla gerçeklik olamaz, olsa dahi biz bilemeyiz, çünkü gerçekliği seçme aracına sahip değiliz, ikisi de eşit derecede mitolojik ve gerçektir, hiçbir bilgi otoritesinin rüzgar delikleri tıkalı değildir. o yüzden zamanla değişen şey gerçeğe yakınlığımız değil, gerçeklik otoritemizdir. nitekim akılcılığın tepelerde olduğu, her şeyin arkasında etiketin olduğu şu çağlarda, tıpkı antik çağlarda olduğu gibi batıda dinlerden otoritesel bir atak gelmesini beklemekteyim, ki aslında bu 'din'in yerini 'postmodernizm'in aldığını düşünüyorum. yine de, bazı reklamcıların dediği gibi, trend önceden kestirilemez.
neyse, asıl konuya gelelim: anaksimenes'in primordialist önkabullerinden çıkan arkhesi havadır(aer, bu kelimenin hava dışında karanlık ve sis gibi anlamları da vardır; gökyüzü genelde katı bir yarımküre sanılıyordu, gökyüzünün alt kısmındaki havaya aer, üst kısmındakine de aither denilirdi, hesiodos ve homeros'ta örneklerini görebilirsiniz, az çok mitoloji bilenler de aether' diye bir şey duymuştur; ayrıca hava daha önce mitolojide su ve sınırsız sıfatı gibi töz olarak kullanılmıştı, bu da arkhe seçiminde bilinçdışı bir itki görevi görmüş olabilir), daha doğrusu sonsuz hava(simplikios, augustine, hippolytos, laertios ve cicero'ya dayanarak). anaksimandros'un deus ignotus'u apeirondan sonra hava ne anasını satayım diye düşünülebilir, lakin o işe öyle bakılmaz, el çükünü görmeyen kendi çükünü piyade tüfeği sanırmış; siz tek zeki değilsiniz, dünya da sofinin dünyası değil. biraz isteyerek, gayret ederek anlamaya çalışmalıyız anaksimenes'i, çünkü, yine ünlü bir atasözüne başvurursak, isteksiz cimadan çocuk çıkmaz. ayranımızı kabarttıktan sonra devam edebiliriz.
simplikios'un dediğine göre arkhe olan bu sonsuz hava seyrelince ateş, yoğunlaşınca rüzgar ve bulut, daha da yoğunlaşınca su, sonra da toprak ve taş olurmuş. hippolytos eşit dağılım halinde(homalotatos) olduğunda görünmez olduğunu belirtir, ikisi de anaksimenes'in teorisinde ebedi(aidion) devinimin olduğunu söyler(anaksimandros'ta "zamanın düzeni"ydi bu), bu devinim seyrelme ve yoğunlaşma işini sağlar. cicero baskın olmak üzere, üçünün de katkısıyla birlikte havanın bu "dölleri"(anaksimandros'ta olduğu gibi organik anlayışın, hylozoizm'in, ya da dilin kıtlığı gereği analojik anlatımın ve belki de düşünüşün anaksimenes'te de etkin olduğu ihtimaliyle tanıştırır bu bizi) diğer şeyleri meydana getirmiştir diyebiliriz. bundan kasıt şu, evvela hava vardı, havanın devinimi ateş-su-taş ve tahta gibi ikincil arkheleri yarattı, bunlar da insanlar ve hayvanlar gibi geçici şeyleri yarattı; bu bize biraz arkaik atomizmi hatırlatıyor, bu yüzden anaksimenes bazıları tarafından atomistlerin atası sayılır.
anaksimenes'in havayı kullanmış olmasının muhtemel bir nedeni, havanın hiçbir spesifik özellik taşımamasıdır herhalde. arkhe karakteri gereği karşıtlıklardan birini temsil eden özelliğe sahip olmamalıydı, havanın ne görünür bir özelliği vardır ne de kalıcı sıcak-soğuk ve kuru-ıslak özelliği; hava, arkhenin dengedeki halidir. ploutarkhos anaksimenes'in yoğunluğu soğuklukla, seyrekliği sıcaklıkla bağdaştırdığını söyler; havayı ağzımızdan çıkarırken dudağımızı büzüştürdüğümüzde, yani flüt çalar pozisyona getirip nefes verdiğimizde hava soğuk çıkar, ama ağzımızı açıp verdiğimiz havayı seyrekleştirdiğimizde sıcak çıkar; ploutarkhos'un dediğine göre anaksimenes bu deneyle ulaşmış havaya. ayrıca depremi de aşırı kuruluk ya da aşırı ıslaklık ile açıklar, ya aşırı kurumuş yer parçalanır ya da aşırı ıslanmış yer aşağı çöker(aristoteles). sanırım anaksimenes'in aer'ini bildiğimiz 'hava' varsaymak biraz yanlış olur, zira anaksimenes rüzgarı aer'in yoğunlaşmasıyla açıklıyor.
aetius anaksimenes'in havayı arkhe belirlediğini söylerken içimizdeki ruhla ilişkilendirdiğini de söyler. buradan yola çıkarsak anaksimenes muhtemelen vücudu temel almış, ve canlı olduğunu varsaydığı kozmosun da ruhunun olmasının gerektiğini düşünmüştür; bir bakıma mikrokozmos makrokozmos meselesi. birçok mit de havayı ruhla ilişkilendirir, bu demek oluyor ki anaksimenes'in zihninin derinliklerinde ister istemez halihazırda mitogenetik bir 'hava ruhtur' düşüncesi yatıyordu. ayrıca aetius'un bahsi geçen söylemi anaksimenes'in günümüze ulaşan tek fragmanını alıntılar: "hava olan ruhumuz bizi nasıl bir arada tutuyor ve kontrol ediyorsa, nefes/hava(pneuma) da bütün kozmosu kuşatır." bazı yorumcular anaksimenes'in "bir arada tutuyor" cümlesini öldükten sonraki çürüme işlemine, dolayısıyla nefes almayı bırakmadan sonraki çürüme işlemine yoruyor. anaksimenes'in aer'i de insanın nefesi olan pneuma'nın makrokozmos versiyonu olabilir, yani kozmosun nefesi; biz nasıl durmaksızın nefes alıp veriyorsak, kozmos da durmaksızın bunu 'ebedi devinim' adı altında yapmaktadır. yine de bu fragman çok tartışmalıdır, zira "hava a'yı nasıl tutuyorsa, hava da b'yi öyle yapar" gibi bir cümle anlamsızdır, o yüzden fragmanın "hava bizi içerden nasıl bir arada tutuyorsa, dışarıdan da dünyayı öyle tutar" gibi birçok yorumu vardır.
cicero anaksimenes'in havayı yaratılmış tanrı ilan ettiğini söyler(aera deum statuit eumque gigni/havanın tanrı olduğuna ve yaratıldığına karar verdi). augustine, anaksimenes'in tanrıları reddetmediğini, ama onların havadan varlığa geldiğine inandığını söyler. cicero'nun hata yaptığı kabul ediliyor, havanın yaratıldığını düşünmek demek diğer kaynaklara ve arkhe anlayışına rest çekmek demek ki bu cicero'nun hatalı olduğunu kabul etmekten çok daha zor. tanrı konusuna gelirsek, anaksimenes tanrılara inanmış olabilir, ama tabii ki onların her şeyin kaynağı olduğu inancını taşımış olması arkhe gereği pek mümkün değil, en azından ilk tercihimizin buna inanmak olması imkansız, augustine'in dediği gibi, inansa dahi tanrıların da havadan geldiğini düşünüyordur. hippolytos da tanrıların ve yüce şeylerin havadan geldiğini aktarır, ve bu aktarımla birlikte anaksimenes'in tanrılardan minör önemde de olsa bahsettiğini kabul etme dürtüsünün ağırlığını hissetmeye başlıyoruz.
hippolytos, aristoteles ve sahte ploutarkhos'un anlattığına göre anaksimenes dünyanın aşağı düşmeyişini ve hareketsizliğini açıklamak istemiş, ya da zorunda hissetmiş ve dünyanın düz olmasından dolayı havanın üzerinde oturduğu sonucuna varmış. bunu söylerken ne düşündüğünü bilemeyiz tabii, ama aristoteles'in dediğine göre nasıl düz bir cismi rüzgar zor devindiriyorsa, yer de düzlüğünden dolayı altındaki havayı yarıp geçemez. aristoteles bundan sonra da clepsydra'daki suya benzetir yeri, hava yeri sıkıştırmakta ve devinimsiz tutmaktadır. aetius da havanın masa görevi gördüğünü söyler. burayla ilgili olabilecek bir kısmı da hippolytos, laertios ve aetius aktarıyor: gök cisimleri yerin altından değil çevresinden geçermiş. bu vurgunun ya da kalıbın yaratılmasının nedeni tahminen yerin altında "masa"nın bulunduğu varsayımıdır. özetle denilmek istenen sanırım şu: dünya aşağı düşmüyor çünkü, dünyadaki havanın aksine, yerin altındaki hava devinmiyor, tıpkı clepsydra'daki gibi.
gök cisimlerinin ise topraktan olduğunu düşünmüş anaksimenes, güneş hızla döndüğü için ısınırmış. hippolytos ve aetius'a göre gök cisimleri(astra, bu kelime hem sadece yıldızlar için hem de tüm gök cisimleri için kullanılır) ateştenmiş. hippolytos'a göre topraktaki nem buharlaşarak göğe çıkmış ve orada seyrekleşip ateş olmuş ve gök cisimlerini oluşturmuş. demek ki anaksimenes gök cisimleriyle dünyayı bir tutmuyor. gök cisimlerinin yer gibi havanın devinimiyle oluştuğunu söyleyebilirdi, ama onun yerine havanın deviniminin her daim yeri oluşturduktan sonra ateşi oluşturduğunu düşünmüş gibi, ama ateş olmadan gerçekleşen buharlaşma teoride bir eksikliğin olduğunu hissettiriyor(daha doğrusu hissettirdiği söyleniyor), o zaman hal değişimleri hem fizik kurallarıyla hem de havanın random ebedi devinimiyle oluşabiliyor. anaksimandros'un yıldızların güneşten ve aydan yakın olduğu düşüncesinin aksine yıldızların uzakta olduğunu söyler, bu yüzden de ısılarının hissedilmediğini aktarır(hippolytos). bulutlar havanın yoğunlaşmasıyla oluşur, daha da yoğunlaştığında yağmur oluşur; dolu düşen su donduğunda, kar rüzgar nemle buluştuğunda oluşur(aetius).
hazır aetius demişken, bu abimiz astra konusunda ortalığı karıştırır, anaksimenes'in gök cisimlerinin ya da sadece yıldızların kristale(ya da buz gibi bir şeye) çivilenmiş gibi yerleşik olduğunu söylediğini söyler; bir de bundan sonra "bazılarının dediğine göre" astra "resimler" gibi ateşli yapraklarmış der. burada astra denilenin sabitlikleri gereği yıldızlar olduğunu anlayabiliyoruz, kristal ya da buz gibi derken de katı ve saydam bir gök hayal ediliyor sanırım; buna şöyle bir eleştiri getirilir: yoğunluk anaksimenes'te soğukluk, ve seyreklik sıcaklıksa, soğuk gökte ateşli gök cisimleri nasıl olabilir? ben niye seyrekliğin sıcaklıkla ilişkilendirildiğinin düşünüldüğünü anlamıyorum(buna dair bir fragman bulunsa dahi), benim anladığım anaksimenes aer'in sıcaklığı ve soğukluğunu diğer cisimlerin sıcaklığı ve soğukluğundan ayırıyor, nitekim sıcağı gören bir cisim ısınırken her şeyden üstün olan arkhe nasıl kendi mutlaklığına rağmen başka bir şeyin sıcaklığıyla ısınabilir? o ancak kendi ebedi devinimiyle ısınır ve soğur; ama antik yunan felsefesinin eri olmayan biri olarak bu olay beni aşar deyip çekiliyorum, herhalde yorumcuların bir bildiği vardır.
devam edelim, resimler derken ne denilmek istenmiş bilinmiyor, bazı yorumcular takımyıldızlarına yorar. bu cümlenin yanlışlıkla anaksimenes'ten bahsettiği kabul edilir, aetius empedokles'in teorisinden bahsederken çokça "buz gibi"yi kullanır, bu yüzden burada anaksimenes yerine empedokles'ten bahsedilmiş olduğu rahatlıkla düşünülebilir. dahası, anaksimenes'in yaprak analojisini biliyoruz, cümledeki "başkalarının dediğine göre" kısmındaki "başkaları"ndan biri baskın bir şekilde anaksimenes olmalı, bu da demek oluyor ki metnin anaksimenes hakkında olmadığı fikri bir hayli inandırıcı.
laertios'a göre apollodoros anaksimenes'in 63. olimpiyat yılında öldüğünü söylemiş. apollodoros'un yaş hesaplama yöntemi biraz farklıdır: kişilerin, hayatlarındaki önemli olaylarda 40 yaşında olduğunu varsayar. thales'te tutulmaydı bu dönem, anaksimenes'te ise sart'ın büyük kiros tarafından ele geçirilmesi, yani 546 veya 545 yılı. böylece 60 yaşında ölmüş, thales'in tutulmasında da doğmuş oluyor. anaksimandros'un öğrencisi olmasının yanında parmenides'in de öğrencisi olduğu söyleniyor(laertios, "bazılarının söylediğine göre" şeklinde diyor), ama bu zayıf bir söylenti.
anaksimandros gibi kitap mitap karaladığını biliyoruz. gerek yazım şekli(laertios sade bir yazım şekli olduğunu söyler, anaksimandros'unki poetikti), gerek felsefesindeki sahte-ampirik yaklaşımı, anaksimenes'in anaksimandros ve thales'ten daha bilimsel bir karaktere sahip olduğunu gösteriyor, ama anaksimandros'un, ister istemez ön kabulleri olsa da, felsefesinin en azından yöntem olarak a priori bir yöne doğru eğilimli olması anaksimenes'i modern philosophos anlayışında anaksimandros'un arkasına atar. kozmolojide de anaksimenes'in teorisinin biraz daha ilkel olduğunu görüyoruz, yıldızların yakında olduğu düşüncesinin terki bir ilerleme sayılabilir belki.
arkhe konusunda da biraz neanderthal tadı alıyoruz ama her bilim insanı yahut bilim insanı aday adayı neanderthal değil midir neticede? anaksimenes'in şanssızlığı belki de bilim henüz felsefeden ayrılmamışken felsefi sularda bilimi beslemeye çalışmış olmasıdır. köpekbalığı olan felsefenin yanında çerçöpleri yiyen çerçöp balıkları gibiydi bilim, anaksimandros bu balığın büyüyüp yaşlı köpekbalığını nankörlüğüyle boğduğunu görseydi neron misali miletos'u yakar, önünde lir çalarak keyfine bakardı herhalde. şimdi ne oldu, lir adamın elinde kaldı, felsefenin orpheus'u gibi dolanıyor. ne olursa olsun ağaçtan maşa, havadan arkhe, bilimden de gerçeklik olmaz; uniformity of nature ilkesi yaşlı felsefe balığımızın kalbine boşa pil olmadı. bugün de lanet olası bilime sövdüğümüze göre gidip haplanabiliriz. araçları çok seviyoruz, en çok araçları seviyoruz, öyle ki işe yarayan gerçektir. neyse efenim, iyi yaşamlar, zira kim bilirdi yaşamın en ölüm olduğunu, ölümün de en yaşam?
batı anadolu’da miletos (aydın) kentinde doğdu, eurystratos’un oğlu ve anaksimandros’un öğrencisidir. yaşamı konusunda yeterli bilgi yoktur. apollodoros, onun sardes’in (aydın) pers kralı kiros’un eline geçtiği (iö 546) dönemde yaşadığını, savaş olaylarına tanık olduğunu, bir süre sonra, 63. olimpiyatta (iö 525) öldüğünü bildirir.
anaksimenes felsefe tarihinde, miletos okulu’ nun geliştirdiği doğa felsefesi akımının üçüncü ve sonuncu bilgesidir. iyonya ağzıyla yazılmış yazılarından pek azı günümüze kalan bu bilgenin düşüncelerini, kendinden sonra gelen yazarların, ondan yaptıkları ufak alıntılardan öğrenebiliyoruz. bu alıntıların ve onları aktaranların açıklamalarından anlaşıldığına göre, anaksimenes ışıkla, yıldızlarla ilgilenmiş, birtakım gözlemler yapmış, güneş saatinin kullanılmasında kimi kolaylıklar sağlamıştır. özellikle gök katlarının yapısı üzerinde durmuş, yeryüzü çevresinde döndüklerini ileri sürmüştür. yıldızların gezegen ve durağan olmak üzere iki türe ayrıldıklarını, gözlemlere dayanarak, ilk öne süren de anaksimenes’tir.
Yorumlar
Yorum Gönder